Cem Uzan : “Bana da kumpas kurdular”

Balyoz ve Ergenekon davalarının yeniden görülmesi ihtimali, Cem Uzan’ı hareketlendirdi. Uzan “Bana da kumpas kuruldu. Yeniden yargılama istiyorum” diye TBMM Başkanı’na mektup yolladı
Cem Uzan Eserler

‘Bana da kumpas kurdular’ Başbakan Tayyip Erdoğan’ın siyasi işlerden sorumlu baş danışmanı Yalçın Akdoğan’ın “orduya kumpas kuruldu” açıklaması ile başlayan “kumpas tartışması” büyüyor. Ergenekon ve Balyoz davalarının ardından İmarbank operasyonu nedeniyle hakkında birçok dava açılan ve halen Fransa’da yaşayan Cem Uzan da, kendisine kumpas kurulduğunu belirterek, yeniden yargılanma hakkı istedi. Uzan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın ardından TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e dün bir mektup gönderdi.

ZATINIZLA GEÇMİŞİMİZ VAR

Ünlü iş adamı Cem Uzan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e gönderdiği 6 Ocak 2014 tarihli mektupta, “zatınızla bir geçmişimiz var” diyerek başlaması dikkat çekti. Uzan, TBMM Başkanı Çiçek’e, yargı bağımsızlığının zedelendiğine yönelik açıklamalarını hatırlatarak, son dönemde kumpas tartışmalarını hatırlattı. Uzan, “ Bu ülkede en büyük kumpas bana ve aileme yapılmıştır. Bizim grubumuz Türkiye’nin en büyük alın teri ile kurulan grubu idi. Ancak katledildi” dedi.

Uzan, mektubunda kendisi ve ailesi hakkında kurulan kumpaslarla ilgili de bazı iddialarda bulundu. Mektupta, TMSF’nin Motorola ile gizli anlaşma yaptığını öne süren Uzan, bunun Anayasa başta olmak üzere tüm ulusal ve uluslar arası yasalara aykırı olduğunu vurguladı. Uzan ayrıca İmarbank’a el konulmasından, İmarbank ile ilgili açılan davalara kadar birçok alanda kendisine ve ailesine haksızlık yapıldığını belirterek, yeniden yargılanma hakkından yararlanmak istediğini kaydetti. Uzan, geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile halen karargah davasından tutuklu bulunan eski emniyet müdürü Hanefi Avcı’ya da bir mektup göndermişti. Uzan söz konusu mektuplarda da, kendisi ve ailesi hakkında kurulan kumpaslar konusunda bilgi talep etmişti.

HÜSEYİN ÖZAY

24 Mart 2014 yayınlandı. Yorum Yok »

‘’Back-up'’ davası zamanaşımına uğradı

İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın karar duruşmada, tarafları avukatları temsil etti. Duruşmada esas hakkında görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Halil Sezgin, sanıkların lehine olan eski TCK’ya göre davanın zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek, davanın ortadan kaldırılmasını istedi.

Mahkeme heyeti, dosyayı karara bağladı. Kısa kararda, sanıklar Kemal Uzan, Hakan Uzan, Mustafa Akar, Bahattin Uzan, Azmi Yılmaz, Suat Gusunali ve Selahattin Bal hakkında 2003′te kamu davası açıldığı belirtilerek, sanıklara isnat edilen suç tarihinin 4 Temmuz 2003 ve öncesi olduğu hatırlatıldı. İsnat edilen suçlara öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu aktarılan kararda, bu nedenle sanıklar hakkındaki kamu davasının ortadan kaldırıldığı bildirildi. Mahkeme, sanıklar Kemal Uzan ve Hakan Uzan hakkında bu dosya kapsamında çıkarılan yakalama kararlarını da geri aldı.

Davanın geçmişi

BDDK tarafından Adabank’a el konulması üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, banka arşivinde yapılan araştırmada, ana bilgisayar back-uplarının olmadığının görülmesi üzerine, bankanın yeni yönetimi tarafından şikayette bulunulmuştu.

İddianamede, 10 yıl saklanması zorunlu olan ve istendiğinde yetkili denetim görevlilerine verilmesi mecburi olan bu back-upları saklayan veya yok eden sanıkların suçu işledikleri kaydedilmişti.

İddianamede, sanıkların “bilgi ve belgeleri saklamak” ile “bilişim” suçlarından 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları istenmişti.

milliyet

24 Mart 2014 yayınlandı. Yorum Yok »

Cem Uzan’dan Fatih Altaylı’ya Ekim 2013

“FATİH ALTAYLI’YA cc: Kenan Tekdağ

Bugün ki yazında yine, herhalde suçluluk kompleksi içinde , hakkımda yalanlarını sıralamışsın.

Evvela , tabii yüreğin yetiyorsa, cevaplarımı sütununda yayınla, sonra canlı yayını yapalım.

Yazdıklarına cevabım:

- Ne ben, ne ailem yurtdışına para kaçırmadı. Devletin, başta MASAK olmak üzere, bütün organları bütün hesapları didik didik ettiler. Hiçbir şey bulamadılar. ” para kaçırma” ithamının tek bir belgesi var mı? Yok. Çünkü kaçırılmış para yok.

- Ben ” kaçak” değilim. Fransa’da resmen oturuyorum.

-Benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez. Senin “özel” hayatının kimseyi ilgilendirmediği gibi. Ama benim özel hayatımı özellikle merak edip özellikle manşet yapanlar var. Beni özellikle takip ettirip gece kulübünde kız arkadaşımla dans ederken video ya çektirip Televizyonda ve gazetede yayınlıyan sen değil miydin??

Paris’te Derin Mermerci hanımefendi ile benim fotograflarımı çektirtip yayınlatan sen değil miydin? Ben özel hayatımda hep güzel hanımlarla beraber oldum. Senin bu kadar kıskandığını bilmiyordum. Kıskanmaya devam et.

- Ben röportaj vermek için kimseyi çağırmadım. Buna ihtiyacım yok. Röportaj için çok talep geliyor.

-İmar Bankası ile benim bir alakam yok. Bana yeni gelen bilgi ve belgeler bankada ” mudi açığı” değil, bilakis boş cüzdanlar doldurularak yapılmış ve benim üzerime yıkılmaya çalışılan çok büyük bir hırsızlık olduğunu gösteriyor. TMSF on yıldır hesap veremediği gibi güya ödeme yaptığı ” güya mudilerin” dökümünü veremiyor.

-İmar bankası ile benim bir alakam yoktu ama banka Hazinenin denetiminde idi .Hazine denetiminde ki bir banka nasıl ” sahte hazine bonosu” satar? En önemlisi TMSF nin hırsızlıkla icat ettiği ” güya mevduat farkı açığı” Türkiye’nin o günkü mevduatının nerdeyse yüzde onbeşi !!! Bu oranda bir mevduat “buhar” olmuş olsa Merkez Bankası, Hazine, maliye böyle bir açığın nasıl farkına varmazlar? Türkiye’nin maliyesini, hazinesini, para politikasını nasıl yönetirler?

-Çeaş- Kepez’den çıkan veya kaçırılan bir para da yok. Evraklar on senedir devletin elinde. Kim , ne kaçırmış?

- ” Kaçırılmış Vergi” de yok. TMSF ” güya mevduat açığını” icat ettikten sonra icat edilmiş, şişirilmiş bu rakkamlar üzerinden vergi icat edildi. TMSF nin atadığı yeni yöneticilerde bu vergilere itiraz etmediler. Makul ve ahlaklı her yöneticinin yapması gerektiği gibi itiraz etselerdi, mahkemeye kayıtların gelmesi icab ederdi ve hakikat ortaya çıkardı.

- Bizim dönemimizde Telsim’den yapılmış “kayıtdışı” kontör satışı yok. ” Kayıtdışı kontör satışı” TMSF, Telsim’e el koyduktan sonra yapıldı. Milyarlar çalındı.

- Evet, ben iyi bir Galatasaraylıyım. UEFA ve Süper kupa kazanılırken en büyük sponsor bendim.

Bütün bu konuların açıklığa kavuşması için Sayın Cumhurbaşkanından Devlet Denetleme Kurulunu, Sayın Başbakandan Başbakanlık Teftiş Kurulunu görevlendirmelerini taleb ettim. Hakikatler ortaya çıksın.

Ben her konuyu konuşmaya ve cevaplandırmaya hazırım.

Sende benim sorularıma hazır ol: Motorola ve Kroll’la ilişkilerini, seni nasıl kullandıklarını, Doğan Holding te “Uzanları batırmak için yapılan” toplantıları, kendi yazında itiraf ettiğin gibi ” Çeaş ve Kepez’e el konulması için Başbakanı nasıl ikna ettiğini”, patronlarının çeşitli bakanlarla ilişkilerini, ve herşeyi konuşalım.

Evvela iddia ettiğin gibi ” mangal gibi yüreğin ” varsa cevap hakkımı kullandırmak üzere yukarıdaki cevaplarımı ve sorularımı sütununda eksiksiz yayınla, sonra programı yapalım.

Cem Uzan”

ODATV

19 Ekim 2013 yayınlandı. Yorum Yok »

Cem Uzan’dan Bakan Yıldız’a cevap , Ertürk’ü de Paris’te bekliyorum

Taraf’ın, dört yıldır Paris’te yaşayan ünlü medya patronu ve Genç Parti eski Genel Başkanı Cem Uzan ile yaptığı röportajın yankıları sürüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Uzan’ın ÇEAŞ ve Kepez’e el konulmasına yönelik açıklamalarına itiraz ederek, Cem Uzan ile değil baba Kemal Uzan ile görüştüğünü açıkladı. Cem Uzan’ın, Taner Yıldız’ın açıklamalarına verdiği cevaplar şöyle:

KOMPLODA YILDIZ DA VAR

ÇEAŞ ve Kepez elektriğe el konulmasının mimarlarından birisinin Yıldız olduğunu savunan Uzan, Taner Yıldız’ın Uzan Grubu’na komplo kuran ekibin içinde yer aldığını öne sürdü.


LİBANANCO DOSYASINDA 2008 YILINDA YAPILAN GÖRÜŞME:

“2008 yılında Taner Yıldız ile yapılan görüşmenin tüm detayları ve belgeleri Libananco dosyasında vardır. Yıldız, Hilmi Güler’in Enerji Bakanlığı döneminde ‘gölge enerji bakanı” idi. Görüşmeleri de bu rolle gerçekleştiriyordu.”

BABA KEMAL UZAN İLE YAPILAN GÖRÜŞME:

“Bu görüşmenin detaylarını bilmiyorum. Taner Yıldız, milletvekili olmadan önce Kayseri Elektrik’in Genel Müdürlüğü görevini yürütüyordu. Kayseri Elektrik’in de durumu ÇEAŞ ve Kepez ile aynı idi. Yani ÇEAŞ ve Kepez’in imtiyazları kaldırılacaksa Kayseri Elektrik’in de kaldırılması gerekiyordu. Ancak Kayseri Elektrik’i Taner Yıldız korudu.”

HARAM PARAYI KİM YİYOR:

“2003’de ÇEAŞ ve Kepez’e el koydukları tarihte kurulan komplonun içinde Taner Yıldız da var. Milyarlarca dolarlık mala bedelini ödemeden el koydular. 10 senedir de bedelsiz olarak el koydukları bu tesislerden milyarlarca dolarlık ‘haram’ para kazandılar. Üstüne üstlük el koyma sebebi olarak ileri sürdükleri ‘iletim tesislerinin devlete devredilmemesi’ konusunu son çıkardıkları enerji kanunu ile değiştirdiler ve özelleştirdiler.”

YENİ DAVA TEBLİĞ EDİLDİ:

“Yeni açılacak davanın “ihbar mektubu” Sayın Cumhurbaşkanı’na, Sayın Başbakan’a ve Taner Yıldız’a yollandı. Yazıların ellerine geçtiğine dair ihbarnameler elimde.”

BEN İNGİLİZ VATANDAŞI DEĞİLİM:

“Ben İngiliz vatandaşı değilim. Taraf gazetesinde yayınlanan röportajı verirken ‘ÇEAŞ ve Kepez’e el konulduğu tarihte İngiltere’de ‘süresiz oturma ve çalışma iznim’ olduğunu” söyledim.”

HARAMİLERİN KİM OLDUĞU ORTAYA ÇIKACAK:

“Ben Fransız Devletinin koruması altında Paris’te oturuyorum. Yaz tatilimi de ailemle birlikte nerede istersem orada geçiririm. Ne kazandığımız, ne de harcadığımız paralarda bir kuruş haram yok. Ben yapılan bütün yolsuzlukları ve komployu belgeleriyle birlikte Sayın Cumhurbaşkanı’na ve Sayın Başbakan’a ilettim. Kendilerinden, yapılan komployu ortaya çıkarmaları için Devlet Denetleme Kurulu’nu ve Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu görevlendirmelerini talep ettim. Ayrıca Savcılığa da suç duyurusunda bulundum. Bu araştırmalar ‘haramiler’in kim olduğunu ortaya çıkaracaktır.”

Ertürk’ü Paris’te bekliyorum

UZAN, TMSF eski Başkanı Ahmet Ertürk’ün, açıklamalarına da yazılı olarak yanıt verdi. Cem Uzan’ın ve Uzan Ailesi’nin TMSF’ye tek bir kuruş borcu kalmadığını ifade eden Uzan, bankada 10 kat kayıtdışı mevduat olduğuna ilişkin iddiaların da gerçeği yansıtmadığını söyledi. Uzan, “Banka Hazine’nin denetimindeydi. Bankada her şeyin normal olduğuna ilişkin birçok murakıp raporu var. Hatırladığım kadarıyla kriz dönemde her bankaya yapılan klasik uyarılar bize de yapıldı. Onun dışında çifte kayıtla ilgili bir uyarı yoktur” dedi.

TMSF Başkanı Ertürk’ün iddia ettiği gibi 10 kat mevduatın gizlenmesinin mümkün olmadığını ifade eden Uzan, böyle bir açıklamanın BDDK, Hazine bürokratlarını da zan altında bıraktığını söyledi. Uzan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi ben dönemin bütün BBDK sorumlularına, Merkez Bankası sorumlularına, Hazine sorumlularına ve ilgili Bakanlara soruyorum: Ertürk’ün iddia ettiği gibi 10 misli kayıt açığı (yani 7-8 milyar dolar) açık olsaydı bu miktar o gün tedavülde olan paranın yani Türkiye’nin toplam mevduatının yüzde 10’undan fazlasına tekabül ederdi. Bu kadar açık olsaydı sizler Turkiye’nin Hazinesi’ni, Maliyesi’ni ve para politikalarını nasıl yönetebildiniz? Türkiye’deki mevduatın 10 da biri kayıpken Türkiye’yi nasıl idare edebildiniz.”

Uzan, Ertürk’ün Paris’e gidip hesap soracağına yönelik açıklamasını da değerlendi. Uzan, “Ahmet Ertürk ün Paris’e gidip hesap soracağım ifadesini de okudum, beklerim” dedi.

huseyin.ozay@yahoo.com.tr

TARAF

19 Ekim 2013 yayınlandı. Yorum Yok »

Aydın Doğan TV’de karşıma çık tartışalım!

Doğan Grubu’nun patronu Aydın Doğan ile Cem Uzan arasındaki kavga büyüyor. Cem Uzan, Taraf ’ta yer alan açıklamalarını yalanlayan Aydın Doğan’ı, televizyonda “düelloya” davet etti.

Cem Uzan, konuyla ilgili olarak Taraf’a yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Taraf gazetesinde yayınlanan röportajıma 10 Ekimde ‘güya’ verdiğin cevapta, POAŞ, 38 milyon dolar talebin ve kayıt konusunda söylediklerin her zamanki gibi yalan. Ben röportajımda doğruları ve hakikatleri anlattım. Şimdi, TV’de karşıma çık tartışalım: Özellikle Ahmet Ertürk’le ve Mecit Ceylan’la olan ilişkini, Nedim Şener’in yalanlarını, 28 Şubat’taki rolünü, T.C. Başbakanını pijama ile karşılayışını, Doğan Otomotivi, Dışbank’ı satın alışını, İş Doğan-POAŞ birleşmesini ve bu yüzden mahkum olanları, Nebil İlseven’i, senin ve adamlarının Motorola ile ilişkilerini, ÇEAŞ VE KEPEZ’e el konulmasında senin ve Fatih Altaylı’nın rolünü her konuyu, hepsini tartışalım.

TARAF

19 Ekim 2013 yayınlandı. Yorum Yok »

Cem Uzan Açıklamalar - TMSF - Telsim - Motorola - Sabancı - Koç

İmarbank operasyonundan önce Türkiye’nin en büyük ikinci GSM şirketinin sahibi olan Cem Uzan, “TMSF-Telsim-Motorola” üçgeninde yapıldığını öne sürdüğü pazarlıkları Taraf’a anlattı. Uzan, üçlü arasında yapılan gizli anlaşmalar olduğunu ileri sürdü. ABD’nin dev cep telefonu şirketi Motorola’nın, TMSF ile gizli anlaşma yaptığını ifade eden Uzan, anlaşmada “TMSF, Uzan Grubu ile 5 yıl süresince uzlaşmayacak” hükmü bulunduğunu iddia etti. TMSF ve Motorola yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunacağını kaydeden Uzan, Libananco davasının ardından “sülük” açıklaması yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın ise daha bakan olmadan kendisi ile pazarlık masasına oturduğunu bildirdi. Cem Uzan, 2008 yılında yapılan son zirvede ise Cemil Çiçek’in, “Verin adamın malını” dediğini ifade etti.

Cem Uzan’ın, TMSF, Telsim ve Motorola üçgeninde yapılan pazarlıklarla ilgili yaptığı çarpıcı açıklamalar şöyle:

YILDIZ’A “SÜLÜK” CEVABI

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Libananco davasının ardından yaptığı “sülük” benzetmesi ve “o paraları yiyemeyecek” türü açıklamaları var. Bunlarla ilgili değerlendirmeniz nedir?

ÇEAŞ ve Kepez’e el konulmasının mimarlarından birisi Taner Yıldız’dır. Ben beyefendiye cevap vererek kendisini onore etmem. Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanına bu laflar yakışmıyor. Benim her ay 40 bin kişiye maaş veren, ülkenin her tarafına yatırım yapan bir ailem var. 1992’de bir özelleştirmeden çimento fabrikasını aldık. Fabrikaya gidecek genel müdür bulamadık. Bu ülkenin ne Edirne’si ne Antep’i ne Van’ı hiçbir yerine bir ayrım yapmadan gittik. Ben ailem ile gurur duyuyorum.

“VERİN ADAMIN MALINI” DEDİ

Enerji Bakanı Yıldız ile hiç biraraya geldiniz mi?

2008 senesinde, evde oturuyorum. Telefonum çaldı. Taner Yıldız arıyor, “Görüşelim” dedi. “Tabii” dedim. Daha bakan olmamıştı. Sanırım bakanlık sözü verilmiş… Bakan olmadan “Davaları halledebilir miyim?” diye çalışıyor. O dönemde gayet nazik ve kibar. Bir gün çağırdı, görüşüyoruz. Cemil Çiçek de Başbakan Yardımcısı… Toplantıya Ahmet Ertürk ve Kemal Unakıtan da geldi. Beni dinledikten sonra Cemil Çiçek, “Verin adamın malını geri” dedi. Biz de anlaşma yapılacağını düşünüyoruz. Ve toplantıda olmadığı için süreci Hilmi Güler tıkadı sanıyoruz. Hava öyle çünkü… Meğer benimle dalga geçiyorlarmış… Gösteri olsun diye, bizimle toplantı yapıyorlarmış…

Niye dalga geçiyorlarmış?

Meğerse TMSF, Telsim’in satışı sırasında Motorola şirketi ile gizli bir anlaşma imzalamış. Anlaşmada, “Uzan ailesi ile beş yıl süresince uzlaşılmayacak” taahhüdü var. TMSF, Motorola’ya beş yıl boyunca Uzanlar’la anlaşmayacağı konusunda söz veriyor. Görüşmeleri tıkayan Hilmi Güler değil TMSF’ymiş… Biz bunu sonradan anladık. Çünkü gizli anlaşma da yeni elimize geçti. Devletin bir birimi, bir vatandaşı için ‘beş yıl anlaşmayacağım’ taahhüdü verebilir mi? Bu nasıl anlayıştır? Bu gizli anlaşmadan Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın haberi olduğunu sanmıyorum.

Bu hem ABD’de hem de Türkiye’de çok ağır suç. ABD’nin ‘Foreign Corrupt Pratices Act” kanununa, Türkiye’de de TCK’ya aykırı. Dolaysıyla anlaşmayı imzalayanlar hakkında hem ABD’de hem de Türkiye’de suç duyurusunda bulunacağım. TMSF eski yönetimi, anlaşmada imzası bulunan Telsim yöneticileri, Motorola’nın ABD ve Türkiye’deki temsilcileri hakkında… Avukatlar tüm hazırlıkları yaptı. Bu gizli anlaşmada sorumluluğu olanların hepsi hesap verecek. Bu anlaşma, Türkiye’nin kendi evlatlarına kendi milli sermayesine yaptığı en büyük ayıptır. Bir de üste çıkıp “Hırsızdın” diye bağırdılar. 50 yaşında iki defa kalp ameliyatı boşuna geçirilmiyor… Sadece bu dünyada değil bunun hesabını öbür dünyada da soracağım… Yaradanın önünde bunun hesabını sorarım. Benim alnım açık…

“BİZİ KAZ GİBİ GÖRÜYORLAR”

Motorola ile olan sıkıntı nedir ve nasıl başladı? Uzan Grubu’nun, Motorola’yı dolandırdığı şeklinde iddialar ortaya atıldı. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Motorola batmak üzere olan bir şirkettir. Şirketi bizim mallarımızla kurtarmaya çalışıyorlar. Uzan Ailesi’nin, Motorola’yı dolandırdığı iddiaları tamamen yalandır. Bu Motorola’nın, Türkiye’deki işbirlikçileri ile yaptığı propagandadır. Uzan Aielesi’nin hiçbir ferdi Motorola’dan bir lira almadı.

Bazen iş hayatında karşılıklı tavizler veriliyor. Bizim de Motorola ile ilişkilerimiz çok önceye dayanıyor. Motorola’ya 1.8 milyar dolar kadar borç var. Bunun 1.2 milyar doları malzeme 500-600 milyon doları da nakit… O zamanlar iyi ilişkilerimiz var. Şirket ABD’de zor durumda… Bilanço açık veriyor… “Size 200 milyon dolar kredi açalım dediler. “Tamam” dedik. Bu kredi ile yan şirketlerinden malzeme satışı gösterdiler. Yani bilançolarını düzeltmek için, bizi kullandılar. Biz de bu tür oyunlarına, ilişkilerimiz iyi olduğu için izin verdik. 2002 yılıydı sanırım, Motorola’dan hatır olsun diye 200 milyon dolara aldığımız telefonları, Pakistan’a 30 milyon dolara zor sattık. Yani burada kimse kimseyi dolandırmadı. Biz zor duruma düşünce, eski hesapları karıştırıp bizim mallarımıza el koymak istediler. Bizim mallarımıza el konulduğu için de, biz kendimizi savunamadık. Derdimizi de anlatamadık…

Hisseleri vermedik tutuklama kararı çıktı

ABD mahkemeleri Uzan Grubu hakkında tedbir ve tutuklama kararı verdi. Bu kararlar nasıl çıktı öyleyse?

TEDBİR KARARI: Motorola’nın talebi üzerine ABD mahkemelerinde dava açıldı. İki taraf da avukatlar tuttu ve davalara girilmeye başlandı. Motorola jürili dava istedi. 2002 yılıydı… Ben siyasetle ilgileniyordum. Hakan da davaları ve işleri takip ediyor. Mahkeme ilk önce, Melahat ve Aşyegül Uzan’ı dinlemeye karar verdi. Biz de kardeşimi bazı nedenlerden dolayı gönderemedik. Hâkim, “Onlar gelmezse Cem Uzan’ı dinlemem” dedi. İfademi de kabul etmedi, delillerimizi de. Ve 9 milyar dolarlık tedbir kararı verdi. Ardından da operasyonlar başladı, biz avukatların taksitlerini bile gönderemedik. Bir defasında 8 milyon dolarlık avukat parası vardı. Savcı “Bu kadar yüksek avukatlık ücreti mi olur” diyerek, izin vermek istemedi.”

TUTUKLAMA KARARI: Tutuklama kararı da, Telsim hisselerinden dolayı verildi. Yine Motorola ile ilgili davada mahkeme, derhal “Telsim hisselerini getireceksin” dedi. Hisseleri götürürsek, çoğunluğu da kaybedeceğiz şirketi de… Hisseleri götürmedik… Türkiye’de mahkemeye gittik. Mahkeme “Lisanslarda yüzde 51 Türk’ün kontrolünde olması gerekir. Yoksa lisansı kaybedersin” diye karar verdi. Ancak işe yaramadı. Yine de, mahkeme hisseleri getirmediğimiz için hakkımızda tutuklama kararı verdi.”

Koç ve Sabancı “Telsim” lisansını tutmaz diye geri çevirdi

Telsim Türkiye’nin ikinci büyük GSM operatörüydü. GSM işine nasıl girdiniz?

1993 senesinde cep telefonu ihalesi yapılıyor. Siemens Alcatel ile birlikte giriyor birinci çıkıyor. Motorola ikinci, Ericson üçüncü… Daha sonra ne olduysa oluyor Ericson ikinci ilan ediliyor. İhaleler kazananlara veriliyor. 500 milyon dolar lisans bedeli var. Kanunlara göre lisans verilemiyor, gelir paylaşımı üzerinden anlaşma yapılacak. İhaleler imzalanıyor. Siemens yerli ortak arıyor. Biz, Star TV’de Alcatel’den radyo link satın alıyoruz. Alcatel Koç’a, Sabancı’ya gidiyor hiç kimse anlaşmaya yanaşmıyor. Projeksiyonlara göre Türkiye’de sadece 36 bin ile 60 bin arasında cep telefonu potansiyeli çıkıyor. Birisinin aklına geliyor. Bir de Cem Uzan’a gidin diyorlar. Bende kardeşime pasladım işi. Kafadan girdik. Yüzde 19 hisse verdiler. Tarih 1993 Aralığı idi. 94 Nisanı’nda da şebekeler devreye girecek. Bir ay geçti 94 krizi patladı. Tansu Çiller Başbakan’dı ekonomi paramparça oldu. Herkes kaçtı Türkiye’den. Almanlar ve Fransızlar “Biz de satıp çıkmak istiyoruz” dediler, “Alır mısın?” dediler. Türkiye’ye inancın ağır bedeli oldu ve alırız dedik. Sermayesi üzerinden bire bir aldık. 94 Haziran’ında Telsim devreye girdi. Turkcel 30 gün önce devreye girmişti.

Motorolacılar gelip benimle görüşüyor

Telsim’i tamamen devralınca Motorola ile ekipman için görüşmelere başladık. Onlar da, kabul etti. Motorola zaten bitmiş ve batmış bir şirket. Onlar da kârlı bir kapı buluyorlar, “Uzan’dan ne kopartsak kârdır” gözüyle bakıyorlar. Buraya gelip hâlâ benimle görüşüyorlar. Hepsi de bir hokkabazlığın içindeler…

Aydın Doğan: Bana iftira atıyor

Cem Uzan’ın Taraf’ta yayımlanan röportajında ismi geçen Aydın Doğan, iddialara gazetemiz aracılığıyla cevap verdi. Doğan açıklamasında şunları söyledi:

“Kendisi, gazetenize verdiği mülakatta şahsım ve grubumla ilgili her ikisi de asılsız olan iki iddiada bulunuyor. Bunlardan birincisi, Petrol Ofisi’nin bize peşkeş çekildiğinin ileri sürülmesidir. Bu ipe sapa gelmez bir iftiradır. Bilindiği gibi, Petrol Ofisi bizden önce 1998’de ihaleye çıkartılmış, ancak kazanan firma yükümlülüğünü yerine getiremediğinden ötürü ihale iptal edilmişti. Petrol Ofisi, iki yıl sonra yeniden ihaleye çıkartıldı. İhale 3 Mart 2000 tarihinde olabilecek en şeffaf bir şekilde televizyondan canlı yayımlanarak gerçekleştirildi. İhaleye Koç, Doğuş, Alarko, Nurol, Cıngıllıoğlu ve Çukurova da dahil olmak üzere çok sayıda firma katıldı. Katılımcıların bir bölümünün elenmesi sonucu son turlar Doğuş, Koç ve Doğan grupları arasında zorlu bir çekişmeye sahne olmuş ve ihale açık arttırmanın onuncu turunun sonunda şirketin yüzde 51 hissesi karşılığı 1 milyar 260 milyon dolara grubumuz tarafından kazanılmıştır. İhalenin her aşaması kamuoyunun gözü önünde cereyan etmiştir. Bu gerçeklere rağmen Cem Uzan’ın bu şekilde konuşması ahlaksızca bir iftiradır.

“MONTAJLI ŞANTAJ KASEDİ”

İkincisi, hakkındaki yayınları durdurmak için kendisinden 38 milyon dolar para istediğim iddiasıdır. Olayın gerçek yüzü şudur: Uzan ailesinin bütün malvarlığına el konulduktan sonra iş yerlerinde ve kasalarında yasadışı yollardan yaptıkları telefon dinleme ya da gizlice kaydetme sonucu ele edilmiş şantaj kasetleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi de bizimle ilgili kasettir. Bu kaset, Cem Uzan’ın Bodrum’daki konutumda beni ziyareti sırasında cebine koyduğu bir cihazla kayda aldığı görüşmeye aittir. Bu görüşmenin bir tuzak olduğunu kaset ortaya çıkınca anladık. Bu kasetin bulunmasından sonra Şişli Cumhuriyet Savcısı Sayın Mecit Ceylan, beni telekulak mağduru olarak davet edip bilgime başvurdu. Savcı Ceylan ile 8 Ekim 2003 tarihinde görüştüm. Bu görüşmeye ilişkin haberler, 9 Ekim 2003 tarihinde bütün gazetelerde yayımlandı. Bu görüşme sırasında kasetin bazı bölümlerinin basına sızdırılmak için montajlanmış olduğunu öğrendik. Bunun üzerine Sayın savcıdan yasadışı yapılmış olan kaydın tamamının yayımlanması ricasında bulundum ve bunun için o anda dilekçe de verdim. Ayrıca, bu kaset nedeniyle Uzanlar aleyhine hem ceza hem de tazminat davası açtım. Tazminat davsını kazandım, ancak Uzanlar aleyhine Kadıköy İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nde açtığım kamu davası yurtdışında olduklarından tebligat yapılamadığı için zaman aşımına uğradı.”

TARAF

19 Ekim 2013 yayınlandı. Yorum Yok »

Cem Uzan Açıklamalar - Genç Parti - Siyasi Linç - Ekim 2013

Uzan Grubu’na yönelik operasyon size göre niye yapıldı?

Ben siyasete girdiğim için. Ben siyasete sadece o günkü konjonktürde ülkeme hizmet etmek için girdim. Ben ve ailem bu konuda çok ağır fatura ödedik. Hâlen de ödenmeye devam ediyoruz. Uzan Grubu’nun başına gelenler Aydın Doğan ve Motorola gibi bazı grupların birlikte kurdukları bir komplodur. Dönemin TMSF’si de bu komplonun içindedir. Deutsche Telekom 2001′de Telsim’e 9 milyar dolarlık teklif verdi. Ben reddettim. Cebime, aileye, hissedarlara 9 milyar dolar girecekti. 4.5 milyar dolara sattılar. Yazık günah değil mi.
Siyasete askerlerin tavsiyesi ile girdiğiniz hatta Genç Parti’yi de askerlerin kurdurduğu iddia edildi. Darbe olursa da sizin başbakan olacağınız öne sürüldü. Bu doğru mu?
Uzaktan yakından ilgisi yok. Hiç kimsenin imâsı bile olmadı. Ben siyasete girmeye 1999 yılında karar verdim. 1991/da Tansu Çiller’e yalısında siyasete girmek istediğimi söyledim. Çok açık, “Her türlü desteği veririm” dedim. “2000 yılında cumhurbaşkanlığı seçimi var. Siz başbakan olursunuz, ben Dışişleri Bakanlığı istiyorum” dedim. “Siz 2000′de cumhurbaşkanı olursunuz. Ben de partiyi devralırım” dedim. Bu kadar açık konuşunca siyasetçiler ürküyorlar. “Cem Bey bir düşüneyim” dedi.

SEZER YERİNE ÇİLLER CUMHURBAŞKANI OLACAKTI

Plan niye tutmadı?
3 Kasım seçimlerinin ardından. Abdulah Gül Başbakan. Gül, ‘Cem’ciğim, Allah senden razı olsun. Senin sayende tek başımıza iktidar olduk’ dedi Çiller bir süre düşündü. Hatta yanındaki bir iki kişiye de teklifim konusunda danışmış. Sonradan duyduğuma göre, CELAL ADAN karşı çıkmış. “Partiyi elinizden alır” demiş. Tansu Hanım bir süre sonra “yapamayacağım” dedi ve teşekkür etti. 1999′da kılpayı kazandı. Teklifimi kabul etseydi Çankaya’ya çıkardı. 2000′de Ahmet Necdet Sezer yerine Çiller Cumhurbaşkanı olacaktı.

AK PARTİ’DEN VEKİLLİK TEKLİFİ GELDİ

Ben de Tansu Çiller’in teklifimi kabul etmemesi üzerine parti kurma çalışmalarına başladım. 2002′de kendi partimi kurdum. Parti kurulduktan sonra 2002 seçimleri öncesinde Ak Parti’den ve Doğru Yol Partisi’nden milletvekilliği teklifi geldi. Doğru Yol’un teklifi bizzat Tansu Hanım’dan geldi. “Dört sene geç kaldınız” dedim. O seçimde yüzde 9.9 ile barajın altında kaldı.
ABDULLAH GÜL “CEM’CİĞİM” DİYEREK BOYNUMA SARILDI
3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından AK Parti yöneticileri ile hiç bir araya geldiniz mi?
3 Kasım seçimlerinin hemen ardından Abdullah Gül Başbakan oldu. Dışişleri Bakanlığı konutunda Irak ile ilgili brifing veriyor. Rahmetli Ecevit ve İsmail Cem var. Tüm siyasi parti liderlerini çağırdı. Ben de 10 dakika geç kaldım. En son ben geldim. İçeri girdim. Gül, yerinden kalkarak yanıma geldi ve “Cem’ciğim, Allah senden razı olsun. Senin sayende tek başımıza iktidar olduk” diyerek sarıldı ve öptü. “Ya ne demek kısmet bu” dedim.

Genç Parti yüzde 7.2 oy aldı. Bu kadar oy olmayı bekliyor muydunuz?

Daha fazla oy bekliyordum.
Bu oyu köfte-döner dağıtarak aldığınız iddia edildi. Bu iddiaları ne diyorsunuz?
Bir defa Karabük’te öğlen döner dağıtıldı. Onun dışında hiçbir mitingde köfte-döner dağıtılmadı. Aydın Doğan ve Dinç Bilgin, partiyi küçültmek için böyle iddialar ortaya attılar. öpmeye kalktığı zaman görürsün. Bunu günde 300 defa yapsana… İzmir’de 3 bin 500 fotoğraf çektirdim. Bir günde gülsene 3 bin 500 defa. Seçim vaatleriniz o dönemde epey bir tartışma konusu oldu… Bizim seçim vaatlerimizin büyük kısmı bugün hayata geçirildi. “Ders kitapları bedava olacak” dedik, oldu. “Üniversitelerin sayısı artacak” dedik, arttı. Buna benzer birçok vaat yerine getirildi. “Vaatlerin kaynağı ne?” diye sordular. Sigaranın fiyatı 4′e katlanacaktı. Ama millet başka tercih yaptı.

HANEFİ AVCI BANA TUZAK KURDU

2007 yılı seçimlerinden önce siz gözaltına alınmıştınız? Mahkeme ise serbest bıraktı. Gözaltı olayı nasıl gerçekleşti?
Hulki Cevizoğlu’nun programına katıldım. Özel uçakla İstanbul’a döndüm. Salondan yatak odasına çıkacağım. Biraz yorgun hissettim kendimi. Kapı açıldı. Çalışan çocuklardan birisi geldi. “Efendim siz gözaltına alınmışsınız” dedi. Yüzü bembeyaz olmuş. “Hangi kanalda?” dedim. “ShowTV’de” dedi. Baktım bütün kanallar veriyor. “Tamam, bir şey oluyor. Ben bir gidip duş alayım” dedim. Duşa girdim. Kapı açıldı. Alara, “geldiler” dedi. “Tamam iki dakika beklesinler geliyorum” dedim. Banyodan çıktım. Yatak odası polis dolu. O gece emniyette tuttular. Konuşmadım. Sorguya aldılar. Avukatımın gelmesine müsaade etmiyorlar. Polisten sonra savcıda sorgu var. Ben “Susma hakkımı kullanacağım” dedim. Ama “Bütün soruları soracaksınız bana” dedim. Böyle olunca iki saatte sorgu bitti. İstemeye istemeye beni de savcıya götürdüler. Hâkim başladı kararını okumaya en sonunda, “Cem Uzan’ın serbest bırakılmasına…” dedi. Daha sonra öğrendim, meğerse televizyon haberi komploymuş. Evin etrafı çevrilmiş. Benim kaçmamı istiyorlardı. “Kaçarken yakalandı” diyerek benim tutuklamamı isteyeceklermiş. Ben kaçacağım ya… “Kaçarken yakaladık” diye hâkime götüreceklermiş. Bu komployu da Hanefi Avcı hazırlamış. Kimse, bu kadar akıllı, zeki olamaz. Verilmiş sadakamız varmış. Allah’ın bir lütfü işte.

Bu süreçte sizi en çok üzen olay neydi?
Birçok olay var. Ancak, şirketlere el konduğu günü yani 14 Şubat’ı unutamıyorum. Binanın önüne gittim. Polis kordonu vardı. “Yürüyemezsin” dediler. “Ne zamandır sokakta yürümek yasak” diye bağırdım. “Kaldırımda da mı yürüyemeyeceğim” dedim. Bir kısmı insanlarda parmaklılar arasında geldiler. Ben ağladım. Eve döndüm. Evi derhal tahliye et dediler. Haciz yapmaya gelmişler. Ana avrat küfrettim. “Cumartesi, pazar haciz yapılmaz” dedim. Güneş battıktan sonra hacize gidemezsin. “Mahkeme, küfür ettin mi” dedi. Ettim… “Aynı şey bir daha yaşansın yine küfrederim” dedim..”

PAPERMOON’DA SİVİL POLİSLER BASTI

İmarbank operasyonunun ardından tüm hayatımız kontrol altına alındı. Bu süreçte bazen aylarca evden çıkmıyorum. Uzun süre tek a Yalçındağ, bu tiraj bu şekilde kabul edilemez dedi. Siz fiyatınızı düşürün dedim. Kalktılar gittiler. Bunlar bizi kamyondan atacaklar dedim Ben o dönemde her gün beş tane miting yapıyordum. Tokalaşmaktan ellerim yara içinde kalırdı. Anadolu köylüsünün eli ne kadar güçlüdür. Şöyle seni ensenden çekip etkinliğim Cumartesi günü arkadaşlar ile buluşup kafa çekmek oldu. Bir iki gittik. Üç gittik. Bir hafta kıyıya gidiyoruz, bir hafta Papermoon’a. Papermoon’dayız. 8-10 kişilik masa. Yandaki bir masa bulunuyor. İki kişi oturuyor. Durmadan çay içiyorlar. Yarım saat 45 dakika oturdular. Adamlar aynlınca garsona “Bunlar kim?” diye sordum. “Abi sivil polis” dedi. Meğerse, bizim konuşmaları şifre sanmışlar. Ve gizli toplantı yapmaya geldiğimizi düşünmüşler ve ekip gönderilmiş. 5.5 sene böyle geçti.

KAMYONDAN ATMAYA KALKTILAR

Uzan Grubu’na yönelik operasyonun perde arkasında Aydın Doğan ve Dinç Bilgin olduğunu iddia ediyorsunuz. Bunun sebebi nedir? Yani aranızdaki düşmanlığın sebebi ne olabilir?
Örneğin benim kurduğum gazete 1 milyon 200 bin sattı. Dinç Bilgin’in de dağıtım şirketine ortak oldum. Bir gün, beni Nail Keçili aradı. “Aydın Doğan ile Dinç Bilgin seninle görüşmek istiyorlar” dedi. Kardeşim Hakan, Fatih Çekirge ve ben üçümüz gittik, öbür tarafta, Kenan, Zafer Mutlu, Dinç Bilgin, Ertuğrul Özkök ve Mehmet Ali Yalçındağ. Aydın Bey yok. Almanya’dan geliyor. “Geç gelecek” dediler. “Ben sizinle değil Aydın Doğan ile görüşmek istiyorum” dedim.. Mehmet Ali Yalçındağ hemen konuya girdi. Yanlış hatırlamıyorsam, “Gazeteyi 50 kuruşa düşürdün” dedi. Gazetenin fiyatını dörtte bire indirmiştik. Yalçındağ, “Bu tiraj bu şekilde kabul edilemez. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil” dedi. Sigara istedim. Sigara içmem. Ama yanımdakilerden bir sigara istedim. Sigarayı yaktım…Bir nefes aldım. “Siz fiyatınızı düşürün” dedim. “Bunu kabul etmemiz mümkün değil” diye cevap verdi. Ben de “Toplantı bitmiştir” dedim. Tarih Ekim 2000 gibi olacak. Bunlar kalkıp gittiler. Toplantı 3 dakika sürdü. 15 dakika sonra kalktık. “Bunlar bizi kamyondan atacaklar” dedim. “Yani dağıtımdan düşürecekler” dedim. Kimse “inanmadı.

BİR GECEDE TÜM DAĞITIM PERSONELİNİ TRANSFER ETTİM

Toplantı Pazartesi günü oldu. Dağıtım şirketinde 228 kişi çalışıyordu. İstanbul, Ankara ve İzmir’de dağıtımda 226 kişiyi transfer ettim. Bekçiyi bile transfer ettim. Bunlar beni kamyondan atmayı planlıyordu ben onları şirketten attım. Önce dağıtımın başındaki genel müdürü transfer ettim. Avukatımı ve muhasebecimi özel uçakla sabaha kadar tüm illeri dolaştırdım. Ve 24 saatin sonunda dağıtım şirketinin 226 personeli de benim elemanım haline geldi. Yani Dinç Bilgin ile ortak olduğumuz dağıtım şirketinin içi boşalmış oldu.

Aydın Doğan ve Dinç Bilgin’in tepkisi ne oldu?

Cuma gecesi benim gazetem, yani Star dağıtılmayacaktı. Benim personelime, Star’ı kamyona almayın talimatı veriliyor, tabii hiç birisi dinlemiyor. Kamyondan atılan Sabah oldu. Sabah dağıtılamadı. Daha sonradan duydum, Dinç Bilgin Aydın Doğan’a yalvarmış. Ve Sabah’ın dağıtımını onlar yapmış… Aradan seneler geçti. Bir arkadaşım geldi. Dinç Bilgin ile birlikte Etibank’tan yargılanan bir kişiydi. Dağıtımın başındaymış. Dinç’in yamında bu işlere bakan kişiymiş. Kamyon operasyonu için “Ben böyle bir operasyon görmedim” dedi.
Sizi kamyondan atacaklarını nasıl anladınız?
Çünkü bu onların klasik oyunlarıdır. Daha önce de Mehmet Ali Ilıcak’ı aynı yöntemle kamyondan attılar. Bir gün teknede oturuyoruz. Mehmet Ali Ilıcak da var. Oğlum sana kamyondan atacaklar dedim. Olmaz öyle şey dedi. Ben Dinç Abi’nin teknesinde kalıyorum.. Beni çok seviyorlar gibi şeyler söyledi.. Sonra kamyondan atıldı.

AYDIN DOĞAN “DİNÇ BİLGİN İLE ORTAK OLMA” DEDİ
Dinç Bilgin’in dağıtım şirketine ortak oldum. Bilgin ile anlaşmayı imzaladık. Ertesi gün beni aradılar. “Dinç Bilgin ile ortak olma bizimle ol,” dediler. “Bedavaya ortak ol aynı hisseyi al,” dediler. Ben, “Hayır, söz verdim mi bir daha dönmem,” dedim.

AYDIN DOĞAN RÜŞVET İSTEDİ İDDİASI
Bu olaylar yaşanırken Aydın Doğan ile hiç görüşmediniz mi?
Bodrum’da görüştüm. Aydın Doğan 40 gün benim aileme saldırdı. 40 gün sesimi çıkarmadım, 41. gün randevu alıp gittim. Bodrum’da evinde birebir görüştüm. “Verirsin 38 milyon dolar. Yayınları keseriz,” dedi. Görüşme 2001 yılının Ağustos ayında gerçekleşti. Bu görüşme onun yanında çalışan birisi tarafından kaydedilmiş. Kendi konuşmalarını da kaydediyor. Oradan birisi bana gönderdi. Benim ofisimde vardı. Ofisler basıldığında savcılığın eline geçti. Savcılık bantla ilgili olarak ifadeye çağırdı. Ertuğrul Özkök ile birlikte ifadeye gittiler. (Taraf)

19 Ekim 2013 yayınlandı. Yorum Yok »

Cem Uzan Açıklamalar İmar Bankası - Ekim 2013

Dört yıldır Fransa’nın başkenti Paris’te yaşayan ünlü medya patronu Cem Uzan, siyaset ve medya dünyasında büyük yankı uyandıran açıklamaları dışında, son 10 yıldır Türkiye’nin gündeminden düşmeyen İmarbank operasyonunun perde arkasını da anlattı. İmarbank’a el konulmasının ardından dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile toplantı yaptıklarını ifade eden Cem Uzan, bu toplantıda İmarbank’ın zararının 2 milyar dolar olduğu ifade edildiğini, ancak daha sonra bu zararın 5 milyar dolara çıkarıldığını öne sürdü. Uzan, İmarbank’taki çifte kayıt iddiasının da gerçek olmadığını belirterek, İmarbank’ta fazladan 3 milyar dolarlık zarar gösterildiğini ileri sürdü. Uzan ayrıca, İmarbank’ta mudilere yapılan ödemeler sırasında, bazı boş banka cüzdanlarının kullanılarak bankada hesabı olmayanlara da ödeme yapıldığını iddia etti.

Cem Uzan’ın, İmarbank olayının perde arkası ile ilgili verdiği bilgiler şöyle:

UNAKITAN, “AT BİR TEKLİK” DEDİ

İmarbank’ta zararın yüksek tutulduğunu söylediniz. Bu karara nasıl vardınız?

“İmarbank’a 2003 yılının Temmuz ayında el konuldu. Aynı yılın, ramazan ayında yani ekim kasım gibi, Cemil Çiçek’in odasında toplantı yaptık. Toplantıda Unakıtan, Cemil Çiçek, Can Ataklı ve ben vardım. İftar sonrası Unakıtan, “2 milyar doları ödemeyi kabul et, bu işi bitirelim” dedi. Kabul ettim, “Tamam, zarar neyse öderiz dedim. O zaman at şuraya bir teklik” dedi. Yani, “1 milyar dolarını peşin öde” dedi. O zaman, “ÇEAŞ ve Kepez’i iade edersiniz” dedim. “O olmaz, onu iade edemeyiz” dedi. “Peki” dedik. Toplantıda, “Biz yukarıya durumu rapor edelim ve sana dönelim” dediler. Ayrıldık…

ZARAR ÜÇ AYDA 3 MİLYAR ARTTI

Toplantının ardından bir protokol imzalamak için beklemeye başladık. Toplantı 2003’ün Kasım ayında yapıldı. Tam üç ay sonra yani 2004’ün Şubat ayında, tüm şirketlerime el koydular. 14 Şubat’tı. Bütün her şeyime el konuldu. Zarar, üç ayda 2 milyar dolardan 5 milyar dolara çıktı. Sonraki süreçte, defalarca TMSF ile görüştük. Ancak, hep oyalama ile geçti…”

LİSTEYİ KAFAMA ÇARPARLARDI

İmarbank zararı, 5 milyar dolara nasıl çıktığını TMSF’ye sordunuz mu?

“Sorduk. ‘390 bin mudiye ödedik’ diyorlar. Biz de, mudilerin listesini istedik. Ödeme yapılırken, nüfus cüzdanı bilgileri ve adres bilgileri de alınır. Biz de o listeyi istedik. Bizdeki listelerle karşılaştırmayı düşündük. ‘Bu idari bir karardır diyerek’ listeleri vermediler… Mahkemeye gittik, mahkeme de talebimizi reddetti. Bankadaki boş hesap cüzdanlarının kullanılarak bazılarına da ödeme yapıldığını öğrendik. Listeler verilmediği için bunları da tespit edemedik. 5 milyar dolar ödeme yapacaksın, sonra da listeye bana vermeyeceksin… Benim için de ‘hırsızdır’, diye bağıracaksın. Dürüst olsa, listeyi kafama çarpardı. Burada en az 3 milyar dolar fazladan ödeme yapıldı.”

İmarbank’ta çifte kayıt olduğu için zararın arttığı açıklandı. İmarbank’taki zarar çifte kayıt sistemi nedeniyle artmış olamaz mı?

“Çifte kayıt diye bir şey yok. Çifte hesap yok. Zaten olmadığı için TMSF kime ne ödediğini açıklamıyor. İmarbank’ın 2 milyar dolar zararı çifte kayıt diyerek 5 milyar dolara çıkarıldı. Onu da yapan Nebil İlseven’dir. 2 milyar dolar birikmiş zararı çifte kayıt diye şişiren Nebil İlseven’dir. Wikileaks kayıtlarında da Engin Akçakoca bunu itiraf ediyor. Kemal Unakıtan, birikmiş zarar olarak 2 milyar dolar olduğunu bana kendisi söyledi. O dönemde fonun başında Nebil İlseven bulunuyordu. İlseven’in, Aydın Doğan’a yakın olduğunu herkes bilir… Bankaya el konulduktan sonra benim evrakları dokunmam mümkün değil. Bırakın dokunmayı bankanın önünden geçirmediler…”

CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN’DAN RİCA

“İmarbank’ta yaşananların Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan’ın acemilik dönemleri olduğunu düşünüyorum. Bürokratlar ikisini de yanlış yönlendirdi. Benim her ikisinden de tek ricam, konunun bağımsız bir birim tarafından incelenmesi. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu olur, Başbakanlık Teftiş Kurulu olur… İmarbank olayı ve TMSF’nin işlemleri tek tek incelensin… İnceleme sonunda ne çıkarsa kabulümüzdür.”

SUİT’TE KALAN BÜROKRATLAR

“Böyle bir inceleme açılması halinde bende elimdeki bilgi ve belgelere müfettişlere sunacağım. Bir zamanlar ‘Rüşvetin belgesi mi olur?’, deniliyordu. Şimdi ben de diyorum ki, hırsızlığın da rüşvetin de belgesi var… Benim şirketimin paraları ile 5 bin dolarlık süitlerde kalındı. Limuzinler kiralandı. Şirketimin parası ile hovardalık yapan bürokratlar oldu. Hovardalıkların parası Uzan ailesinin malından ödendi… Bunları yapan bürokratlara sesleniyorum: Hesap verin…”

“Sabah’ı kim alırsa elinde patlasın” dediler

“TMSF, Star ile ATV grubunu satışa çıkardı. Her ikisinde de farkı oyun oynandı. Her iki grupta, el konulduğu dönemlerde üç aşağı beş yukarı aynı değerdeydi. Değer bakımından en fazla yüzde 25 oynar aralarında. Star TV’yi 300 milyon dolara Aydın Doğan’a sattılar. Değerinin çok altında gitti. Star Gazetesi de neredeyse kapatılıyordu. Sabah Grubu’nun değerini ise 1.1 milyar dolara çıkararak çok yüksek tuttular. Kim alırsa elinde patlasın, dediler. Amaçları, yeni bir güçlü medya grubu oluşmamasıdır…”

Tuvaletteki kamera güvenlik için!

Pamukova çiftliğindeki kameralar da kamuoyunda uzun süre tartışma konusu olmuştu. Bu kameralarla ilgili cevabınız nedir?

“Hepsi de güvenlik amaçlı kameralardır. Güvenlik amaçlı kurulan kameraları, misafirlerini çekmek için kurmuş, diye açıkladılar. Amaçları beni zor durumda bırakmak… İtibarımı zedelemek. Birçok arkadaşım sen bizi mi çektin diye, sitemde bulundu. Bunların hepsi insanlık dışı iftiralardır…”

Hakan silahları severdi

İmarbank operasyonunda çok sayıda silah ele geçirildi. Bu silahları niye aldınız?

“Hakan’ın ruhsatlı silahlarıdır. Silah merakı olan insandır. 100 tane silahı vardır. Hiç birisi kullanılmamıştır. Hepsi de ruhsatlıdır. Zaten silahlarla ilgili de bir şey yapamadılar…”

İşadamlarına şantaj yaptığınız iddialarına yönelik değerlendirmeniz nedir?

“Kime şantaj yapmışım ben. Ben iş hayatımda kurallarını sonuna kadar uygularım. Hakkımın bir noktasından vazgeçmedim. Kimsenin hakkına da bir milimlik tecavüz etmedim. Şu anda benim kolum kanadım kırılmış. Çıkıp şimdi konuşabilirler. Birisi çıksın desin ki, Cem Uzan bana şantaj yaptı tehdit etti… Ben inatçı bir insanım. Aynı zamanda çok da yumuşağım. Hakkımın kimsenin yemesine müsaade etmem. Birisi dayılanırsa da günahımı vermem.

TARAF

19 Ekim 2013 yayınlandı. Yorum Yok »

Cem Uzan Açıklamalar Ekim 2013

TMSF tarafından tüm mallarına 2003-2004’te el konmasının ardından zor günler geçiren ve dört yıl önce Fransa’ya sığınan ünlü iş adamı ve medya patronu Cem Uzan, suskunluğunu Taraf için bozdu. Uzan, 28 Şubat postmodern darbesinin sivil ayağı ve medyanın darbelerdeki rolü konusunda da önemli bilgiler verdi. 28 Şubat’ı soruşturan savcılara, “ifade vermeye hazırım” mesajı gönderen Uzan, Türkiye’den ayrılma kararını ise Ergenekon savcısı Zekeriya Öz ile yaptığı görüşmenin ardından aldığını söyledi. Uzan, Savcı Öz’ün, “Davalardan vazgeç. Hayatını riske atma” diye uyardığını bunun üzerine de, “time check out (çıkış zamanı)” diyerek harekete geçtiklerini söyledi.

UZAN İLE PARİS’TE İKİ GÜN

Uzan ile 2009’un Ekim ayında yerleştiği Paris 16. Bölge’deki Parc Ramelagh manzaralı evinde görüştük. Özel şifrelerle girilen evde, birçok yardımcı ve güvenlik elemanı görev yapıyor. Uzan, bizi simge haline gelen beyaz gömleği ile karşıladı. İki gün boyunca, Cem Uzan ile Paris’te birlikte olduk. Zaman zaman Paris sokaklarında da tur attık.

Röportaja, “Türkiye’ye ve siyasete dönmeyi asla düşünmüyorum” diyerek başlayan Cem Uzan, dört yıl sonra suskunluğunu niye bozduğunu şöyle açıkladı:

Ben bugün, şahsıma aileme ve soyadıma atılan iftiraları temizlemek için konuşuyorum. Mallarımın kimler tarafından ne şekilde çalındığını belgelemek istiyorum. Hukuk mücadeleme devam edeceğim. Alın terimle kazandığım, benden ve ailemden çalınan malların bedelini er ya da geç tahsil edeceğim. Türkiye’ye, siyasete dönmeyi asla düşünmüyorum. Buna ne sağlığım, ne de çocuklarım izin verir.

Şirketlerinize 2004’te el kondu. Bu süreçte beş yıl Türkiye’de yaşadınız. 2009’da ise sürpriz bir kararla Fransa’ya yerleştiniz. Neden Türkiye’den ayrılma kararı verdiniz?

Yaklaşık beş buçuk yıl adeta hapis hayatı yaşadım. Bazen iki ay evimden hiç çıkmadığım oluyordu. Bugün çocuklarımın banka hesabı açma yetkisi yok. Çalışma izni yok. Hiçbir yerde maaş alma imkânı yok. TMSF yüzünden tedbirli. Hepsinde tedbir var. Bir yerde işe giremezler. Ben niye Türkiye defterini kapattım sanıyorsun.

DOMATES BİLE SATAMAM

Domates satsam dahi aldığım parayı evime götüremeyeceğim. Aylık bin lira alma hakkım yok. Benim evladım bankaya el konduğunda 17 yaşındaydı. Bugün çalışma hakkı yok. En küçük çocuğum bankaya el konduktan bir buçuk ay sonra doğdu. 6 aylıkken mahkemeye götürdüm. Bunların bir kısmı Hanefi Avcı’nın kitabında yazıyor. “Anayasa Mahkemesi’ne gittik baskı yaptık” diyor.

YATAĞINA EL KOYARIZ

Kira sözleşmesi olduğu için oturduğumuz konuta el koymadılar. Ancak TMSF yöneticileri altı sene boyunca, “Otur oturduğun yerde sesini çıkarma. Yoksa çocuğunun yatağını da alır, evden atarız seni” dediler. Senelerce niye sustum sanıyorsunuz. İçişleri eski Bakanı Abdülkadir Aksu. Bakan emriyle 2003’te yurtdışına çıkış yasağı koydu. Beş buçuk, altı sene ev hapsinde yaşadım. Evden de ne zaman atılacağımı bilmiyorum. Her görüşmede ima ediyor. TMSF yöneticileri, “Evden atacağız” diye mesaj gönderiyor. Cemil Çiçek’in “Niye o evde oturuyor” diye beyanatı var.

ZEKERİYA ÖZ TEHDİT ETTİ

En son Zekeriya öz tehdit etti. Şubat 2009’da beni çağırdı. Levent Ersöz’le hayatımda bir kez görüştüm. Gizli kameralarla kaydetmiş. Tanık olarak çağırdı. Görüntüyü seyrettirdi. “Bu siz misiniz” dedi. “Evet” dedim. Beş dakika kadar kaseti ve görüşmeyi konuştuk. Sonra konu Libananco davasına geldi. Savcı ile bir saat Libananco konuştuk. “Bak Cem Bey” dedi. “Eski servetin yok. Fena da yaşamıyorsun. Bunu kapatsan. Bu davalardan vazgeç. Sağlığını düşün, hayatını niye riske atıyorsun” dedi. Ben de bütün alarmlar çaldı. Yurtdışından bir iki kişiyi aradım. Bunları anlattım, ne düşünüyorsunuz dedim. Onlar da “time check out (otelden çıkış) zamanı gelmiş” dedi. Çıkış için düğmeye bastık.

Öldürülmekten mi korktunuz?

Öldürülmekten daha çok mahkûmiyet bekliyordum. Öldürülme riski muhakkak vardı. Vurmak daha az ihtimal. Hapis cezasının da olmaması gerekir. Ama bilirkişi hokkabazlığını biliyorum. Kumpaslar kurulduğunu biliyorum. Onun için her şey olabilirdi.

YAVUZ, “FATİH ÇEKİRGE’Yİ AT” DEDİ, DİNLEMEDİM

O zaman hapis korkusu mu etkili oldu?

Korkmadım dersem yalan söylemiş olurum. Bugün bir sürü davadan içerde olan insanlar da atılacaklarını tahmin etmiyorlardı. Cesur olmak ile akıllı davranmak başka şey. “Bana bir şey olmaz,” demek doğru olmaz. 2003 yılının Şubat ayı idi. Genç Parti’nin büyük kongresi vardı. Kongreden bir hafta sonra Yavuz Onursal geldi. “Patron, Çeaş ve Kepez’e el koyacaklar” dedi. Otelin kral dairesinde oturuyorum. “S…. git lan” dedim. “Çeaş ve Kepez’in kimseye borcu yok, 30 milyon dolar da temettü dağıtacak. Bunlar masal” dedim. Yavuz ısrar etti, “Sen beni dinle, çalışma yapılıyor. Sen Fatih Çekirge’yi kov” dedi. Ben insanlara sadık davranırım. İhtimal vermedim. Ama hepsi oldu.

ÖZ, HAYATIMI KURTARDI

Zekeriya Öz’ün söylediği sözler belki de benim hayatımı kurtardı. Bunu bilinçli yaptığını sanmıyorum. Belki de boş bulundu söyledi. Zekeriya Öz’ü hiç tanımam. Hayatımda da bir kez gördüm. Her ne niyetle olursa olsun söylediği sözler bende alarm zillerinin çalmasına yol açtı.

Yavuz Onursal, 2003’te Fatih Çekirge’nin işten atılmasını niye istedi?

Hükümet aleyhine yayın yaptığı için. Yavuz’un bununla ilgili bazı gerekçeleri vardı. Bazı şeyleri de daha sonra öğrendim.

ÇEKİRGE’Yİ İŞTEN NİYE ATTIM

Yanılmıyorsam Fatih Çekirge o tarihlerde işten ayrıldı…

Fatih Çekirge’nin işten ayrılması, daha doğrusu benim işten atmam, İmarbank’a el konmasının ardından oldu. Bankaya el kondu. Aydın Doğan medyası her gün küfür ediyor… Kimseye “Cevap verin” bile demedim, bekliyorum. 15-20 gün geçti, bizim medyadan ses yok. Gazetenin olduğu kat var ya, “Mikrofon koyun ben geliyorum” dedim. Herkesi topladım. Geçtim mikrofonun başına, “Adamlar her gün hırsız diye bağırıyor. Ben hırsız değilim, ailem de değil. Aranızda benim ve ailemin hırsız olmadığına inanmayan kimse varsa, tazminatını alsın gitsin” dedim. Yarım saat sonra Fatih (Çekirge) geldi. “İstifa ediyorum” diyecekmiş. İstifa edeceklerini önceden duymuştum. Yılmaz Özdil, Fatih Çekirge, Barbaros ve diğerleri… Hiç biriyle görüşmedim. Sekretere de “S… gitsinler” dedim.

ÜÇ MİLYON DOLAR ÖDEDİM

Bu insanları baştacı etmiş olmak ve bu kadar imkânlar vermek benim hatam. Ben her zaman yöneticilerime “Hatalarınızı açıklamaktan çekinmeyin” derdim. Karar veren kişi her zaman hata yapar. Sen 10 karar verirsin, üç hata yaparsın. Hiçbir zaman “Hata yaptım” demekten gocunmadım. Bu kadro da benim hatam.

Söz konusu yöneticilere yaptığınız transfer ödemeleri de sektörde her zaman tartışma konusu oldu. Örneğin Fatih Çekirge’ye 5-6 milyon dolarlık transfer ödemesi yaptığınız doğru mu?

Hayır, Star gazetesini kurarken, Fatih Çekirge’ye transfer parası olarak üç milyon dolar verdim. Ekibin kurulmasına ve yayın politikasına ise hiçbir zaman karışmadım. Diğer yöneticileri kendileri seçti.

Sözleşme süresinden önce gazetenizden ayrılan yöneticilerden tazminat istediğiniz iddia edildi, bu doğru mu?

Kimseden tazminat istenmedi. Ancak sözleşmeler belirli süreler için imzalandı. Transfer parası alan bazı yöneticiler ise sözleşmede yer alan süre dolmadan ayrılmak istedi. Bu kişilerden talep edilmiş olabilir. Örneğin Uğur Dündar, sözleşme süresi dolmadan şirketten ayrıldı ve kendisi transfer parasının kalan kısmını iade etti. Yine, Star’ın ilk yıllarında temsilcilik yapan Erdal Sağlam da, sözleşme süresinden önce ayrıldı. Dönemin Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp Kemal Bey’i (Uzan) aramış. Transfer parasının talep edilmemesini istemiş. Kemal Bey de bana söyledi. Ben de, “Benim paramı niye bağışlıyorsun” diyerek karşı çıkmıştım. Buna benzer olaylar yaşandı. Yoksa hiçbir çalışan o dönemde mağdur edilmedi.

MANŞETLER TOLON’DAN

Star’ın o dönemdeki yayınları hep tartışma konusu oldu. Özellikle, sizin bu yayınlarla darbeleri desteklediğiniz öne sürüldü. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Star, 1999’da yayına başladı. Kuruluşundan itibaren başında Fatih vardı. Ben yayınlara hiç karışmadım. Yayınları Fatih Çekirge ve Yılmaz Özdil belirliyordu. Hurşit Tolon’un talimatları ile her gün manşet atıldığını bilmiyordum. Bilseydim o an kovardım. Çekirge, “Benim babam kontrgerilladır” diye övünen bir adamdır. Ergenekon’da birçok davada olduğu gibi, masum olanlar da var, olmayanlar da vardır. Ancak böyle bir darbe olayı varsa, Fatih Çekirge dibine kadar içindedir. Aydın Doğan da içindedir. Birçok insan mahkemelerde yargılanıyor. Bununla ilgili olarak birçok kişi ceza aldı. Savcılara “Gelin, bana sorun” diyorum. 28 Şubat için, diğer darbeler için, bildiklerimle savcılara hazırım. İsterlerse yazılı, isterlerse sözlü olarak ifade vermek istiyorum.

Siyaset kulislerinde, yöneticilerinizin askerin darbe yapacağı konusunda sizi yanılttığı konuşulur. Hatta yıllardır kulislerde Fatih Çekirge’nin, size “Patron, şimdi Genelkurmay’dan çıkıyorum, askerler çok kızgın yakında darbe yapacak” dediği konuşulur. Bu rivayetler doğru mu?

Fatih bana, “Darbe olacak” diye doğrudan bir şey söylemedi. Hep, “Mutlaka bir şeyler yapacaklar ama buna izin vermezler” tarzında söylerdi. O günlerde ben siyasetteyim. Darbe olmasını ister miyim? Onun için öyle bir şey söylemesi mümkün değil. Gazetecilere anlatmıştır. Bana böyle bir şey söylemedi. “Müsaade etmezler, izin vermezler, yaptırmayacaklar” derdi. Darbe olsa, genel başkan olarak beni de götürürlerdi.

ERSÖZ’DEN HUYLANDIM

Ergenekon operasyonu sırasında Levent Ersöz ile yaptığınız görüşme de gündeme geldi. Görüşmenin amacı neydi?

Levent Ersöz ile hayatımda bir kez görüştüm. O da bunu gizli kameralarla kaydetmiş. 2004’ün Şubat’ı. “Şener Eruygur görüşmek istiyor” dediler. Medya sahibisin. Jandarma komutanı çağırdı gitmeyecek misin? Gittik karargâha. Orada “Yandan girin, garajdan girin, ordan girin, burdan girin” diyerek, dolaştırdılar beni. Bir kata çıktık. Bir albay geldi. Levent Ersöz’ün odasına geçtik. Tanımıyorum. Ben huylandım. Onunla görüşmeye gelmedim ki. Sohbet, muhabbet. O sırada bir iki soru sordu. Bu hükümeti siyasi olarak sevmiyorum. Huylandığım için diplomatik davrandım. “Ne yapacağınız beni ilgilendirmez” dedim. “Darbe yapacağız” şeklinde bir sözleri olmadı. Onlar da benim temkinli olduğumu gördüler. Ona göre davrandılar.

Bu görüşmenin dışında, Genelkurmay’a veya komutanlıklara gitmediniz mi?

O görüşmemin dışında gitmedim. Bir de daha önce anlattığım 28 Şubat sürecinde Özkasnak Paşa’dan fırça yeme olayı var. Ben o günlerde Londra’da yaşıyor-dum. Medya olarak sadece Star TV vardı. Başında da Allah rahmet eylesin ve nur içinde yatsın Ufuk Güldemir gibi omurgalı bir insan vardı. O yüzden, 28 Şubat sürecinin içinde en ufak bir şekilde bile olmayan tek medya grubu Star Medya Grubu’dur. Ama, Aydın Doğan ve Dinç Bilgin, Ertuğrul Özkök, Zafer Mutlu, Fatih Altaylı, Sedat Ergin, Fatih Çekirge 28 Şubat’ın her yerinde vardır.

“Mesut Yılmaz bizi cezalandırdı”

Aydın Doğan ve Dinç Bilgin’in, 28 Şubat’a verdikleri destek nedeniyle aldıkları rüşvet Poaş ve Etibank olmuştur. Mesut Yılmaz geldikten sonra ilk cezayı bize kesti. Mesut Yılmaz hükümeti döneminde bir gün akşam üstü Hakan (Uzan) aradı, “Abi battık” dedi. “Ne oldu” dedim. “Devlet bizden bir hafta içinde, nakit olarak 500 milyon dolar istiyor” dedi. Meğer, Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’e talimat vermişler. Karamehmet ve bizden, 500’er milyon dolarlık lisans bedellerini istiyorlar. Üstelik talimatta, “500 milyon doları vezneye yatırın” demişler. Yani parayı, bakanlığa getirmemizi istiyorlar. Amaçları bizi zor durumda bırakmak. Üç ay içinde parayı ödedik. Yani iki medya grubu ödüllendirilirken, biz ise cezalandırıldık.

KARDEŞİ OFİSİ BASTI

Star TV ’de, Uğur Dündar dönemiydi. Bir gün Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut ofisime geldi. Başladı, hakkında çıkan haberlerle ilgili konuşmaya. Bağırıp çağırıyor… “Dur” dedim, Uğur’u (Dündar) çağırdım. Uğur geldi, “Ne meseleniz varsa halledin” dedim. Anlaşamamışlar. Konu davalık oldu. Bir gün avukatlar, Uğur Dündar’ın mahkemeye verdiği ifadeyi masama getirdi. Baktım, “Ben sadece spikerim, sadece hazırlanan haberleri okurum” diye ifade vermiş. Buna çok kızdım. Bu olay, Uğur ile yollarımızın ayrılmasına neden oldu.
TARAF

19 Ekim 2013 yayınlandı. Yorum Yok »

Mustafa Kemal Atatürk Gençliğe Hitabe

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi


Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

13 Kasım 2011 yayınlandı. Yorum Yok »