Çeaş ve Kepez’e Haksız El Koyma İle İlgili Açıklama ve Taner Yıldız’a Cevap

Cem Uzan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında yaptığı açıklamalara cevap verdi.

Taner Yıldız, Cem Uzan’ın Stockholm’de Türkiye’ye 2,5 milyar Euro’luk dava açtığını, davanın  görülmesine bile gerek olmadan reddedileceğine inandıklarını belirtti ve hazırlıklarının bu yönde olduğunu söyledi.  Cem Uzan’ın benzer gerekçelerle dava açtığını söyleyen Taner Yıldız; “ ‘Ben o zaman Türk vatandaşı  değildim’ diyor. Belki kendisini oyalıyor olabilir ama Türkiye Cumhuriyeti  Hükümeti’ni oyalayamayacak” dedi.

“ESKİ KAYSERİ ELEKTRİK GENEL MÜDÜRÜ TANER YILDIZ’IN HAKSIZ TAVRI…”

Cem Uzan, Taner yıldız’ın bu sözleri üzerine yazılı bir açıklama yaptı. Cem Uzan; “Enerji Bakanı Taner Yıldız dün yaptığı bir açıklamada Stokholm Ticaret odasında açmış olduğum Tahkim davası ile ilgili yanlış ve yanıltıcı beyanlarda bulunmuştur. Hakareti ‘üslup’ haline getiren Taner Yıldız benim, Çeaş ve Kepez’e el konulduğu tarihte ‘T.C. vatandaşı olmadığımı iddia ettiğimi’ söylemiş. Benim böyle bir beyanım yok. Ben T.C. vatandaşıyım. El konulma tarihinde İngiltere’de devamlı oturma müsadem vardı. Dava tamamen Türkiye’nin kabul ettiği ve mahkemelere sunduğu evraklara dayanıyor” dedi ve “Çeaş Kepez’e haksız el konulma sürecinde aktif rol oynayan eski Kayseri Elektrik genel müdürü Taner Yıldız’ın haksız tavrı ve yanlış beyanları durumu değiştirmeyeceği gibi tahkim sürecinde bana ve aileme kurulan bütün komplolar ortaya dökülecektir” ifadelerini kullandı.

ODATV

13 Mayıs 2014 yayınlandı.

Bende, hakikatler ortaya çıkana kadar mücadeleye devam edeceğim !!!

Motorola tarafından Cem Uzan’ın oğlu Sinan Uzan’ın hesaplarına haciz konduğu iddialarına ve Stockholm’da açtığı dava ile ilgili Cem Uzan’dan açıklama geldi.

Vatan Gazetesi’nde Uğur Koçbaş’ın imzasıyla yayınlanan haberde; Uzan ailesinin malvarlığını donduran Motorola, bu kez de babası adına işlem yaptığı iddiasıyla Cem Uzan’ın oğlu Sinan Uzan’ın hesaplarına haciz koyduğu belirtildi.

Yayınlanan haber sonrasında Cem Uzan bir açıklama yayınladı. Uzan yayınladığı açıklamada; “Motorola’nın yaptığı nitelikli dolandırıcılıktır. Çıkarılan bu haberler 2003 senesinden beri aileme kurulan kumpasın devamıdır” dedi.

İŞTE O AÇIKLAMANIN TAM METNİ:

“Bugün Başında Ailem ve Oğlum ile ilgili Motorolanın yaptığı haberler yer aldı.

Kamuoyunun aşağıdaki hakikatleri bilmesini isterim:

-Motorolanın ne Telsim’den ne de Uzan Ailesinden hiçbir alacağı kalmamıştır.

Motorola bu alacakların tamamını TMSF-Bayındırbank’a temlik etmiş ve bedelini almıştır.

Bu temlik anlaşmasında ayrıca TMSF’yi “Uzanlar’la anlaşmama tahahudu vermeye zorlamıştır.

-Motorola, ABD’de , Rus devletinin insan hakları ihlali dolayısıyla persona non grata (istenmeyen adam) ilan ettiği bir hakim olan hakim Rakoff u kullanarak tahsil ettiği paraları tekrar tahsil etmek istemektedir.

Motorolanın yaptığı “Nitelikli Dolandırıcılıktır” Çıkarılan bu haberler 2003 senesinden beri Aileme kurulan kumpasın devamıdır.

Bizim Milyarlarca dolarlık mal varlığımıza el kondu,iddia edilen ama ispat edilemeyen borcun kat ve kat üzerinde mal satıldı. Hala “Birileri” Ailemi taciz ederek dolandırıcılık yapmaya çalışıyor.

Bende, hakikatler ortaya çıkana kadar mücadeleye devam edeceğim.”

BAKAN YILDIZ’A CEVAP

Uzan; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın  Stockholm’da açılan dava için söylediği  “Yeni bir Cem Uzan vakasıyla karşı karşıyayız” sözlerine ise şöyle yanıt verdi:

“ Taner Yıldız “Karar vericileri” ve kamu oyunu yanlış yönlerdimeye çalışıyor. Ne ben,ne de Ailem “kene” değiliz.Kötü söz söyleyene aittir. Bahsettiğiniz kumpasların ilk mağduru, ben ve Ailem.

Bu kumpasları sizde biliyorsunuz. Ben uluslararası hukuk zemininde hakkımı arıyorum”

Türkiye’nin istikrarını ve yükselmesini pek tabi bende isterim. Bunun Çaresi “Hukukun üstünlüğü ve hukuka saygıdır.”

Odatv.com

13 Mayıs 2014 yayınlandı.

Cem Uzan: “Keser döner, sap döner; gün olur, hesap döner.”

Bugün bazı Basın organlarında ben ve ailemle ilgili bazı haberler çıktı. Bu haberlere göre Hong Kong’ta Motorola’nın açtığı bir davadan bahsediliyor. Motorola’nın bizzat yaptırdığı çok açık olan bu yalanlarla dolu haber , hakikatleri açıklamaya fırsat verdiği için memnun oldum. Basının önemli bir kısmı bugüne kadar bu yalanlara alet oldu, bugün bu durumun düzeleceğini ümit etmek istiyorum.

Benim ve ailemin Hong Kong’ta herhangi bir mal varlığı yok. Açılan bu dava Motorola’nın bugüne kadar yaptığı gibi yalanlara ve hakimleri baskı altına alarak kendi lehlerine karar çıkartma alışkanlıklarına dayanıyor.

Davanın özü bir “tenfiz” davası: Motorola, 2003 te ABD de, “ şirket hakimi” gibi kullandığı hakim Rakoff’un vermiş olduğu kararı tenfiz ettirmek istiyor. Rakoff şaibeli bir isim: Kendisi “hakim” olmadan önce bugün Motorola’yı temsil eden avukatlık firması Fried Franck’te ortak olarak çalışmış. Daha geçtiğimiz günlerde Rusya Devleti kendisini “yabancılara karşı ırkçılık yapmaktan” dolayı “ persona non grata” ilan etti. Kendisi, bana ve aileme karşı açılan davada da sayısız usulsüzlük yaptı. Yetkisi olmadığı kişileri keyfine göre sorumlu tuttu, savunmaları almadı, Motorola için çalışan, güya bağımsız bilirkişilerin çapraz sorgusuna müsade etmedi,savunma dilekçelerini kayda almadı, Motorola’nın taleplerini savunmaya tebliğ etmeden kabul edip “ gizli” kararlar verdi.vb,vb. “Hesap kaldı mı?” diye soruyorum, cevap veremiyor. Motorola’nın senelik raporlarında da alacağın tahsil edildiği yazıyor. Çünkü Uzan aile fertlerinin Motorola’ya borcu kalmadı.Müflis bir şirket olan Motorola ve avukatları Vahşi Batı’daki soyguncu kovboylar gibi haraç peşinde koşuyorlar.

Uzan şirketlerine el koyan TMSF, 2005 tarihinde Motorola ile “gizli” bir anlaşma imzalamış. Bu anlaşma yeni elime geçti. Bu anlaşmayla Motorola Telsim ve diğer şirketlerden Rakoff’un kararında ki alacaklarını Bayındırbank’a (TMSF nin bankası) temlik etmiş, parasını almış ve alacaklarını bitirmiş. Rakoff’un 2003 kararı şahıs (Uzan ailesi fertleri) ve şirket borçlarını “müştereken ve müteselsilen” sorumlu kabul ettiği için borçlar tamamen kapandı. Bu anlaşmayı benden ve ailemden saklıyan ve ayrıca kendisine kanunla verilmiş görevin tam tersine hareket ederek “ Uzanlarla anlaşmıyacağını ve ibra etmiyeceğini” taahüd eden TMSF yetkilileri ile kanun önünde hesaplaşacağım.
Bugün,”kumpaslardan”, “paralellerden” söz ediliyor. ‘2002, 2003 te ilk kumpas bana ve aileme karşı kuruldu. Bu kumpaslara bazı devlet erkanıda kandırılarak ortak edildi. Bu husus belgelerle tescilli.
Hong Kong’taki dava bu hakikatlerin ortaya çıkması için bir fırsat, çünkü Motorola’nın “ tasdik noteri” gibi hareket eden ABD hakiminin kararlarını ve Motorola’nın yalanlarını bir Çin mahkemesi önünde tartışabileceğiz. “Keser döner, sap döner; gün olur, hesap döner.”

Bu açıklamamın yayınlanmasını rica ederim. Bütün basına da bir çağrıda bulunuyorum: benim hakkımda, benimle konuşmadan haber yapmayın. Her sorunuza cevap vereceğim.

CEM UZAN

13 Mayıs 2014 yayınlandı.

“Komplo Teorilerinin” İçinde Geziniyorsunuz !!!

7 şubat 2014

Sayın Karakaya
Yazınızı okudum. Müstehzi ifadelerle “komplo teorilerinin” içinde geziniyorsunuz.
Bana “ hortumcu” sıfatı ile hitap etmeye devam ediyorsunuz. Asgari bir haysiyet, açıklamamı doğru dürüst yayınlamanızı gerektirir.. Benden bir daha bahsedecekseniz, evvela açıklamamı yayınlayın.

Cem Uzan

13 Mayıs 2014 yayınlandı.

Cem Uzan Hanefi Avcı’ya cevap

4 şubat 2014

3 ocak 2014 tarihinde size yazdığım mektuba tarihsiz bir yazı ile “güya” cevap vermişsiniz. Ya hafızanız iyice zayıfladı, ya da yanlış ( yoksa yalan mı desek) konuşuyorsunuz.
Bir süredir sizi basından takip ediyorum. Takip ettiğim kadarı ile “ belki artık nedamet getirmiştir, bana ve aileme yaptığı haksızlıklardan pişmandır, doğruları anlatır” diye düşündüğüm için ilk mektubu yazdım. Cevabınızı okuyunca ben ve ailemle ilgili hala aynı çarpık ve yanlış yerde olduğunuzu görüyorum. Size , samimiyetle bir defa daha yazıyorum. Sizi de aynı dürüstlüğe davet ediyorum. Ben ve ailem hakkındaki yanlış beyanlarınız diğer konularda söylediklerinizin inandırıcılığını da sarsıyor.

Evvela “ Yolsuzlukları Araştırma Komisyonundan” başlıyalım. Size :” TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonuna verdiğiniz ifade de el konulan bankalarda, el konduktan sonra para çalındığını söylemişsiniz, bildiklerinizi anlatırmısınız” diye sormuştum. Bana cevaben: “ Böyle bir hususu komisyona söylemediğim gibi öyle ifade vermedim ki anlatacak bir şeyim olsun” demişsiniz.
Ya hu Allah’tan korkun. Ayıp, günah ! Gelin , 21 haziran 2003 tarihli Cumhuriyet gazetesinden okuyalım: “ Hanefi Avcı BDDK’yı suçladı: Büyük Meblağlar götürülüyor” başlıklı Yazı ekte, burada özetliyorum: “ Hanefi Avcı, 4 nisan 2003 te TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede , komisyonu BDDK’deki ( o tarihte BDDK ve TMSF daha ayrılmamıştı) yolsuzluk istihbaratına yönelik uyardığı ortaya çıktı. Hanefi Avcı şunları söyledi:”BDDK’ya intikal etmiş bankaların birtakım kredi borçları ve alacakları var. Bunların birtakım görevlilerle anlaşarak kapatılması, çok ucuza örtülmesi, bu malların satılması konusunda Türkiye’de şu anda çok ciddi bir yolsuzluk var, devam ediyor birçok yerde. Ama bunu isimlendirmem yanlış olur”. 
Bende size “ bildiklerinizi anlatın, isimleri verin” dedim. Şimdi çıkmış “ ben böyle birşey söylemedim” diyorsunuz. Şimdi mi yalan beyanda bulunuyorsunuz, yoksa Komisyona mı yalan beyanda bulundunuz…
Mahkemelere müdahele etmenize gelince;
Siz bir polis olduğunuza göre, kanunsuz olduğunu düşündüğünüz bir konu varsa göreviniz konuyu, delilleri ile birlikte Savcıya intikal ettirmek. Yoksa sizin yaptığınızı itiraf ettiğiniz gibi Mahkeme Başkanı ile konuşmak, baskı yapmak değil. Yaptığınız suçtur.

Size “ Aileme yönelik soruşturmalar sırasında sizi kimlerin yönlendirdiğini” sormuştum. Bir takım boş laflarla sorumu savuşturmak istemişsiniz. Bana ve aileme karşı “ailemin yeminli düşmanlar” ve bazı hırsızlarla işbirliği yaptınız. Birkaç tanesini sayayım, bazıları kitabınızda da var. Mesela Aydın Doğan’dan rüşvet alan Şişli savcısı Mecit Ceylan, Uzan şirketlerinden para çaldığı için halen yargılanmakta olan eski TMSF Tahsilat Dairesi Başkanı ( Şimdi Tivnikli’nin avukatı) Fethi Çalık, TMSF’nin çaldığı şahsi evraklarla Aydın Doğan’ın kitap yazdırdığı Nedim Şener… Liste uzun… 
Şimdi vaktiniz çok.. Kimbilir, belki de haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüz bu günler de başkalarına yaptığınız haksızlıkların kefaretini ödüyorsunuz… Verdiğiniz röportajların arasında bir “ vicdan muhasebesi “yapın.. Ön yargılı mı idiniz? Yoksa farkında olmadan yönlendirildiniz mi? Yoksa Doğan medyasının Ailem aleyhine yarattığı imajın etkisi ile ailemin peşine düşüp, Doğan medyasının desteği ile ucuz kahraman olmaya mı çalıştınız ? Hangisi ?

Bu “vicdan muhasebesini” yapmanıza yardımcı olmak için size hakikatleri anlatayım: İmar Bankasına temmuz 2003 te el kondu. Benim şahsen İmar Bankası ile ilgim yok. Buna rağmen, ailemin itibarı için , eğer varsa, banka zararının ödenmesi için temaslarda bulundum. Başbakan’ın bilgisi ve talimatı dahilinde benimle görüşen zamanın maliye bakanı Kemal Unakıtan zarar miktarının iki milyar dolar olduğunu söyledi. Sonra bu miktarın milyarlarca dolar artığı söylendi. Burada “birileri” tarafından büyük bir soygun yapıldı ve bu soygun benim ve ailemin üzerine yıkılmak isteniyor. Bankaya el konulduktan sonra buldukları boş mevduat cüzdanlarını “ fiktif” isimlerle doldurup milyarlarca doları çaldılar. Bu husus Engin Akçakoca’nın ağzından Vikileaks belgelerinde de var ve Ahmet Ertürk’te işin içinde. TMSF’ya “mevduat açığının ne kadar olduğunu, mevduat sahibi olduğunu iddia eden kişileri nasıl tesbit ettiklerini, ödeme yaptıkları kişilerin listesini ve kime ne kadar ödeme yaptıklarını “ sordum. Cevap veremediler. Aynı konuda Mahkemeden “tesbit “ istedim. Mahkeme redetti. (sizin yaptığınız gibi “başkaları”da mahkemeye müdahele etti !). Haraç mezat sattıkları mallardan yedi milyar dolardan fazla para toplandı. “ Kime, neyi, kaç paraya sattınız” diye resmen soruyorum. Cevap veremiyorlar. TMSF nin cevap verememesi “sükut ikrardan gelir” atasözünü doğruluyor. 
Baş hırsız Ahmet Ertürk, üstüne üstlük, “ TMSF Uzanlarla anlaşmıyacak ve ibra etmiyecek” diye uluslararası taahüt verdi. Belgesi elimde. 
Yardımcısı Fethi Çalık ailemin şirketlerinden çaldığı paralardan dolayı yargılanıyor… Sıra , halen korunan diğer “haramilere “ de gelecek…
İsviçre’de güya” çalınmış para” diye peşine düştüğünüz, İsviçre savcısına yalan yanlış beyanlarda bulunduğunuz konuda İsviçre savcısı takipsizlik kararı verdi.
Hakkımızda özel kanunlar çıkarıldı. Anayasaya açıkça aykırı bu kanunların iptali için İdare Mahkemesi Anayasa Mahkemesine müracaat edince bu müracaatın geri yollanması ve reddi için siz bizzat görüştüğünüzü kendi kitabınızda anlatıyorsunuz. Yine “ Var olmıyan bu mevduat açığı” üzerinden vergi borcu icat edildi. TMSF nin atadığı yöneticiler bu icat edilmiş vergi borcuna itiraz etmeyince , özel bir kanun daha çıkararak milyarlarca para “vergi borcu” adı altında Maliyeye intikal ettirildi.
Ortada büyük bir soygun var. Ancak bu soygunu yapan biz değiliz. Tersine biz soyulduk. Sizde bir ölçüde bu hırsızlığa, bilerek veya bilmiyerek, ama büyük bir gayretle ortak oldunuz.
Ben, Ailemden ne çalındığını biliyorum. Çalanlar da çaldıklarını biliyorlar, şimdilik birbirlerini koruyorlar….. Hakikat er geç ortaya çıkacak…
Şimdi, oturup düşünün; başta TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonuna verdiğiniz ifade olmak üzere sorularıma doğru cevapları verin.

Selamlar

Ek: 21 haziran 2003 tarihli Cumhuriyet gazetesi haberi

12 Mayıs 2014 yayınlandı.

Cem Uzan’dan Haşim Kılıç ve Hanefi Avcı’ya mektup

Fransa’da yaşayan işadamı Cem Uzan Hanefi Avcı’ya ve Haşim Kılıç’a bir mektup yazdı.

Hanefi Avcı’ya yazdığı mektupta “Haliç’te Yaşayan Simonlar” kitabında kendisine ve ailesine karşı karakter suikastı yapıldığını iddia eden Uzan,  “benim ve ailemin haksız ve hukuksuz “katledilmesinde” çok dahliniz var. Bana ve aileme çok haksızlık ettiniz… ” dedi.

Hanefi Avcı’ya İmar Bankası ile ilgili sorular yönlendiren Uzan “Sizi bana ve aileme karşı kim veya kimler yönlendirdi?, TBMM de “yolsuzlukları araştırma komisyonu”nda verdiğiniz ifadede el koulan bankalardan , el konulduktan sonra para çalındığını söylemiştiniz. Bu konuda bildiklerinizi anlatır mısınız. Sorularımın cevaplarını bekliyorum.” Diye devam etti.

İşte Cem Uzan’ın Hanefi Avcı’ya yazdığı o mektup:

“Hanefi Bey, Geçmiş olsun.

Hoş, benim ve ailemin haksız ve hukuksuz “katledilmesinde” çok dahliniz var. Bana ve aileme çok haksızlık ettiniz… Geçen zamandan sonra belki konuları dürüstçe konuşma vakti gelmiştir diye size yazmayı, bilmeniz gereken doğruları anlatmayı ve size bazı soruları sormak istiyorum. Anlatacaklarımın hepsi doğrudur. Sizden de dürüstçe doğruları duymak isterim.

Önce ben anlatayım. Kitabınızda ” henüz anlayıp kavrayamadığım İmar Bankası yolsuzluğu..” diyorsunuz. Doğru, karışık, büyük bir komplo var, anlamak kolay değil. Onun için anlatacağım doğrular önemli. Sonra kitabınızda benim ve ailemle ilgili bölümünü tekrar okuyun.. Sorularınız olursa beklerim. Hepsine cevap vereceğim. O zaman kitabınızın bu bölümünü düzeltirsiniz. “Asla pişman değilim” demenize rağmen herhalde düzeltme ihtiyacıda hissedeceksiniz. Zira bu kadar yalan ve yanlış kitabınızın kalan kısmının inanınırlığını da zedeliyor.. İçişleri Bakanlığına verdiğiniz dilekçede ” itibar suikastına” uğradığınızı söylemişsiniz.. Aynı “itibar suikastını” başkasına yapma hakkınız var mı?

AYDIN DOĞAN BENDEN 38 MİLYON DOLAR RÜŞVET İSTEDİ

Gelelim hakikatlere:

- Motorola ve A.B.D.: Motorola ile ihtilaf ticari bir ihtilaf idi. Konu Telsim’in lisans parası ve mal ve teknik alt yapının kurulması için vadeli alınan malların taksitlerinin 2001 krizi ve anormal devalüasyonu dolayısıyla ödenememesi ile ortaya çıktı. Basın hayatında rakipten ziyade düşman haline geldiğimiz Aydın Doğan ve tetikçisi Fatih Altaylı’nın (Motorola ve tuttukları dedektif şirketlerinden aldıkları rüşvetlerle) yaptıkları yayınlarla çığrından çıktı. Aydın Doğan bu yayınları durdurmak için benden 38 milyon dolar rüşvet istedi. ( Belgesi olan kayıt Şişli adliyesinin emanetinde duruyor). Sizin kitabınızda övdüğünüz (ve benden de rüşvet isteyen) Mecit Ceylan’da Aydın Doğan’dan rüşvet aldı ve militanı gibi çalıştı. Daha sonra Çeaş- Kepez’e ve şirketlere el konulması ile mesele tamamen kontroldan çıktı.

Dönemin Vikileaks belgelerine de dikkatinizi çekerim. Siyasete girmiş olduğum bu süreçte Irak konusunda yaptığım muhalefet ve Motorola konularında ABD nin ne kadar aktif olduğu belgeleniyor. Şimdi sıkı durun: 28 ekim 2005 tarihinde TMSF ve Motorola “gizli” bir anlaşma imzalamışlar. TMSF yönetiminin A.B.D. deki Motorola- Telsim davasını doğru dürüst tetkik etmeden imzaladığı bu “gizli” anlaşmada tüyler ürpertici bir madde var: “TMSF beş sene süre ile Uzan Ailesi ile anlaşmama ve ibra etmeme taahüdü ” vermiş. ( “Temlik” sözleşmesinin 7.,” taraflar arası sözleşme”nin 5.b. maddeleri). Bu “gizli” taahüdü veren Ahmet Ertürk benimle , sanki hiçbir şey yokmuş gibi görüşmelere devam etti. Yalnız Ahmet Ertürk değil, diğer yetkililerde benimle “Ahmet Ertürk’ün verdiği bu taahütten haberleri yokmuş gibi” görüşmeler yaptılar. Görevi borçlu olduğunu iddia ettiği kişilerden tahsilat yapmak olan bir kurumun ve görevlilerinin bu fiilleri TCK nın 10 dan fazla maddesini ihlal ettiği gibi ABD nin ” Foreign Corrupt Practices Act” inide ihlal ediyor. Ayrıca TMSF nin Motorola ile yapmış olduğu bu anlaşma hukuken Motorola’ya olan bütün borcu kapattı. ABD de ki mahkemeye ” Borç kaldı mı? Kaldı ise ne kadar?” diye soruyorum. Cevap veremiyor.

BÜYÜK SOYGUN YAPILDI

“El koydukları şirketleri “harikalar yaratarak” idare ettiğini” söylediğiniz TMSF yöneticileri şirketleri soydu. Fethi Çalık soygunun çok ufak bir parçası için yargılanıyor. Önü açılırsa hepsi yargılanır.

-İmar Bankası ve TMSF: İmar Bankasına temmuz 2004 te el kondu. Benim şahsen İmar Bankası ile ilgim yok. Buna rağmen, ailemin itibarı için , eğer varsa, banka borcunun ödenmesi için temaslarda bulundum. Benimle görüşen zamanın maliye bakanı Kemal Unakıtan zarar miktarının iki milyar dolar olduğunu söyledi. Sonra bu miktarın milyarlarca dolar artığı söylendi. Burada “birileri” tarafından büyük bir soygun yapıldı ve bu soygun benim ve ailemin üzerine yıkılmak isteniyor. Bankaya el konulduktan sonra buldukları boş mevduat cüzdanlarını “fiktif” isimlerle doldurup milyarlarca doları çaldılar. Bu husus Engin Akçakoca’nın ağzından Vikileaks belgelerinde de var ve Ahmet Ertürk’te işin içinde. TMSF’ya “mevduat açığının ne kadar olduğunu, mevduat sahibi olduğunu iddia eden kişileri nasıl tesbit ettiklerini, ödeme yaptıkları kişilerin listesini ve kime ne kadar ödeme yaptıklarını ” sordum. Cevap veremediler. Aynı konuda Mahkemeden “tesbit” istedim. Mahkeme redetti. Haraç mezat sattıkları mallardan yedi milyar dolardan fazla para toplandı. “Kime, neyi, kaç paraya sattınız” diye resmen soruyorum. Cevap veremiyorlar.

Hakkımızda özel kanunlar çıkarıldı. Anayasaya açıkça aykırı bu kanunların iptali için İdare Mahkemesi Anayasa Mahkemesine müracaat edince bu müracaatın geri yollanması ve reddi için siz Adalet Bakanlığı ve Anayasa Mahkemesi ile görüştüğünüzü kendi kitabınızda anlatıyorsunuz. Yine ” Var olmıyan bu mevduat açığı” üzerinden vergi borcu icat edildi. TMSF nin atadığı yöneticiler bu icat edilmiş vergi borcuna itiraz etmeyince , özel bir kanun daha çıkararak milyarlarca para ” vergi borcu” adı altında Maliyeye intikal ettirildi.

Ortada büyük bir soygun var. Ancak bu soygunu yapan biz değiliz. Tersine biz soyulduk. Türkiye’nin alın teri ile kurulmuş en büyük “milli ” gurubu, ( sizinde bilerek veya bilmiyerek alet olduğunuz ) bir komplo ile katledildi.

CEAŞ-KEPEZ:

Çeaş Kepez’in alınmasında hiç bir hukuksuz işlem yoktur. Uzan ailesi tarafından işletildiği süre içinde de hukuksuz bir işlem olmamıştır. Haziran 2003 te el konulan Çeaş ve Kepez’in imtiyaz sözleşmesinin fesh edilmesi tamamen hukuksuzdur ve İmtiyaz sözleşmesinin 19. Maddesine tamamen aykırıdır. Türkiye’nin en büyük ve karlı şirketi bedeli ödenmeden elimizden alınmıştır. Sadece Berke barajını kendi paramızla bir buçuk milyar dolara yedi senede yaptık.Bu baraja,

işletmeye alındıktan bir sene sonra bedava el kondu… Bu hangi ahlaka, hangi vicdana sığar? Bu ‘’el konulma hazırlığının” temelinde hakkımızda yürütülen insafsız itibarsızlaştırma kampanyası ve ciddi bir komplo var. Bu komplonun içinde yurtdışı faktörleriydin Doğan, Sabancılar ve bazı siyasiler var. Çeaş ve Kepez’e el konulurken aynı durumda olan ve Taner Yıldız’ın Genel Müdürü olduğu Kayseri Elektrik’ e niye dokunulmadı? . Aydın Doğan’ın o zaman ki tetikçisi Fatih Altaylı kendi yazısında bizzat Başbakanı “Çeaş ve Kepez’e el koymaya ikna ettiğini” yazdı. El konulan Ceaş ve Kepezle ilgili İCSİD’ te açılan davayı tahkim heyeti “garip bir şekilde” /’yetkisizlik” kararı vererek red etti. İCSİD bu kararı ile Türkiye’nin yapmış olduğu ” elektronik casusluğu” onaylamış ve meşrulaştırmış oldu. Bu karara göre artık ” dava edilen her devlet ufak bir bedel ödemek kaydı ile kendisini dava eden davacıyı elektronik olarak izliyebilir ve casusluk yapabilir”. Bu kararı da Dünya Bankası nezdinde, hangi tesir ve saikler çerçevesinde verdiklerini sorguluyorum ve kamuoyuna da mal ederek sorgulamaya devam edeceğim.

-Hakkımda Türkiye’de verilmiş hükümler: Hakkımda ben Türkiye’den ayrıldıktan sonra çeşitli hükümler verildi. Bu kararlar uluslararası alanda hiçbir şey ifade etmiyor.Meraklısınız, boş vaktinizde hakkımdaki mahkeme dosyalarını ve kararları okuyun. Şimdi sizinde başınıza gelince neyin ne olduğunu , komployu ve ön yargıyı göreceksiniz. Kocasının savcı, eşinin başhakim olduğu mahkemelerde, üyesi olmıyan ve suçunun ne olduğu belli olmıyan tek kişilik çetenin lideri, miktarı ve nasıl yapıldığı belli olmıyan dolandırıcılık, hangi evrak olduğu söylenmiyen “resmi evrak sahteciliği” gibi ” hayali” suçlardan, ” gizli ve sorgulanmasına izin verilmeyen bilirkişi raporları” ile ceza verildi. Buna benzer hadiseler sizinde başınıza geldi herhalde..

“Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı kitabınızın 238. sayfasından 263. sayfasına kadar ki bölümünü bana ve aileme ayırmışsınız. Benim ve ailemin “Simon”luk bir tarafı yok. Kitabınızda böyle bir bölümü ne saikle yazdınız acaba? Yazdıklarınız yalan ve yanlışlarla dolu. Bir çok hukuka ve kanunlara uygun olayı sanki kanuna aykırı gibi göstermişsiniz. Ben yukarda size hakikatleri anlattım. Şimdi sorularımın cevaplarını bekliyorum.

SİZİ KİM YÖNLENDİRDİ

Gelelim benim sorularıma:

- Sizi bana ve aileme karşı kim veya kimler yönlendirdi?

- Kitabınızda Anayasaya aykırılığı çok aşikar olan 5020 sayılı kanun iptali için AYM ye başvurulması talebi ile ilgili olarak “durumu haber aldık ve Adalet Bakanlığı ile birlikte mahkeme başkanına haber verdik ve yapılmak istenen hile daha Anayasa mahkemesine gitmeden önlenmiş oldu” diye yazıyorsunuz. Adalete müdahele ettiğinizi açıkça itiraf ettiğinize göre bana Adalet Bakanlığı ve Anayasa mahkemesinden kimlerle görüştüğünüzü söyler misiniz. Bu görüşmeyi hangi yetki ile yaptınız? Anayasa Mahkemesine müracaatı yapan ve benden hiç bir menfaati olmıyan hakimler sürüldü ve hayatları karardı. Siz karartınız.

- TBMM’de “yolsuzlukları araştırma komisyonu”nda verdiğiniz ifadede el koulan bankalardan, el konulduktan sonra para çalındığını söylemiştiniz. Bu konuda bildiklerinizi anlatır mısınız.

Sorularımın cevaplarını bekliyorum.

Sizinde sorularınız olursa bekliyorum, yukarıda söylediğim gibi hepsini

cevaplandıracağım. Sonra benimde başka sorularım olacak.

Allah yardımcınız olsun.

Cem Uzan”

HAŞİM KILIÇ’A MEKTUP

Cem Uzan ikinci mektubunu da Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a yadı. Yine Hanefi Avcı’nın kitabı üzerinden sorusunu soran Uzan, ” Zatınızı doğrudan ilgilendiren bir konuda sizden bilgi almak istiyorum.” Dedi ve şunları yazdı:

“Sayın Başkan

Zatınızı doğrudan ilgilendiren bir konuda sizden bilgi almak istiyorum.

Hanefi Avcı ‘’Haliç’te yaşayan Simonlar” kitabının 261. Sayfasında 5020 sayılı kanunun iptali için Bakırköy mahkemesinin yaptığı müracaatı “Adalet Bakanlığı yetkilileri ile birlikte mahkeme başkanına haber verdik ve önledik” diye yazıyor.

Hakikaten Anayasaya aykırılığı açık olan bu kanun “anlaşılamaz” bir şekilde Anayasa Mahkemesine gelemedi, usülsuz bir şekilde rededildi

Sizden öğrenmek istediğim husus şu: Şahsen sizinle veya zamanın Anayasa Mahkemesi üyeleri ile adı geçen kanunun mahkemenizde görüşülmemesi için kimler, hangi yetki ile görüştü ?

Kan bağı üzerine kurulmuş, geriye işleyen, anayasanın ve AİHS nin bir çok maddesini ihlal eden bu kanunların yarattığı otuz milyarı aşan milli servetin yokedilmesinin telafisi için adım atmadan önce zatınızın cevabını bekliyorum.

Cem Uzan”

Odatv.com

12 Mayıs 2014 yayınlandı.

‘TMSF, Telsim’in satışı sırasında Motorola şirketi ile gizli bir anlaşma imzalamış’

Cem Uzan, Koç Holding ve Sabancı’nın Türkiye’de cep telefonu abone sayısının 36 bini geçmeyeceğine ilişkin rapora inanıp, Telsim’i almadıklarını söyledi

İmarbank operasyonundan önce Türkiye’nin en büyük ikinci GSM şirketinin sahibi olan Cem Uzan, TMSF ve Motorola yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunacağını kaydetti. Taraf’tan Hüzeyin Özay’ın haberine göre Uzan, “TMSF, Telsim’in satışı sırasında Motorola şirketi ile gizli bir anlaşma imzalamış. Anlaşmada, “Uzan ailesi ile beş yıl süresince uzlaşılmayacak” taahhüdü var” dedi.

Bugün 4. bölümü yayımlanan söyleşide Cem Uzan’ın, TMSF, Telsim ve Motorola üçgeninde yapılan pazarlıklarla ilgili yaptığı çarpıcı açıklamalar şöyle:

Yıldız’a ’sülük’ cevabı
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Libananco davasının ardından yaptığı “sülük” benzetmesi ve “o paraları yiyemeyecek” türü açıklamaları var. Bunlarla ilgili değerlendirmeniz nedir?
ÇEAŞ ve Kepez’e el konulmasının mimarlarından birisi Taner Yıldız’dır. Ben beyefendiye cevap vererek kendisini onore etmem. Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanına bu laflar yakışmıyor. Benim her ay 40 bin kişiye maaş veren, ülkenin her tarafına yatırım yapan bir ailem var. 1992’de bir özelleştirmeden çimento fabrikasını aldık. Fabrikaya gidecek genel müdür bulamadık. Bu ülkenin ne Edirne’si ne Antep’i ne Van’ı hiçbir yerine bir ayrım yapmadan gittik. Ben ailem ile gurur duyuyorum.

‘Verin adamın malını’ dedi
Enerji Bakanı Yıldız ile hiç biraraya geldiniz mi?

2008 senesinde, evde oturuyorum. Telefonum çaldı. Taner Yıldız arıyor, “Görüşelim” dedi. “Tabii” dedim. Daha bakan olmamıştı. Sanırım bakanlık sözü verilmiş… Bakan olmadan “Davaları halledebilir miyim?” diye çalışıyor. O dönemde gayet nazik ve kibar. Bir gün çağırdı, görüşüyoruz. Cemil Çiçek de Başbakan Yardımcısı… Toplantıya Ahmet Ertürk ve Kemal Unakıtan da geldi. Beni dinledikten sonra Cemil Çiçek, “Verin adamın malını geri” dedi. Biz de anlaşma yapılacağını düşünüyoruz. Ve toplantıda olmadığı için süreci Hilmi Güler tıkadı sanıyoruz. Hava öyle çünkü… Meğer benimle dalga geçiyorlarmış… Gösteri olsun diye, bizimle toplantı yapıyorlarmış…

Niye dalga geçiyorlarmış?

Meğerse TMSF, Telsim’in satışı sırasında Motorola şirketi ile gizli bir anlaşma imzalamış. Anlaşmada, “Uzan ailesi ile beş yıl süresince uzlaşılmayacak” taahhüdü var. TMSF, Motorola’ya beş yıl boyunca Uzanlar’la anlaşmayacağı konusunda söz veriyor. Görüşmeleri tıkayan Hilmi Güler değil TMSF’ymiş… Biz bunu sonradan anladık. Çünkü gizli anlaşma da yeni elimize geçti. Devletin bir birimi, bir vatandaşı için ‘beş yıl anlaşmayacağım’ taahhüdü verebilir mi? Bu nasıl anlayıştır? Bu gizli anlaşmadan Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın haberi olduğunu sanmıyorum.

Bu hem ABD’de hem de Türkiye’de çok ağır suç. ABD’nin ‘Foreign Corrupt Pratices Act” kanununa, Türkiye’de de TCK’ya aykırı. Dolaysıyla anlaşmayı imzalayanlar hakkında hem ABD’de hem de Türkiye’de suç duyurusunda bulunacağım. TMSF eski yönetimi, anlaşmada imzası bulunan Telsim yöneticileri, Motorola’nın ABD ve Türkiye’deki temsilcileri hakkında… Avukatlar tüm hazırlıkları yaptı. Bu gizli anlaşmada sorumluluğu olanların hepsi hesap verecek. Bu anlaşma, Türkiye’nin kendi evlatlarına kendi milli sermayesine yaptığı en büyük ayıptır. Bir de üste çıkıp “Hırsızdın” diye bağırdılar. 50 yaşında iki defa kalp ameliyatı boşuna geçirilmiyor… Sadece bu dünyada değil bunun hesabını öbür dünyada da soracağım… Yaradanın önünde bunun hesabını sorarım. Benim alnım açık…

‘Bizi kaz gibi görüyorlar’
Motorola ile olan sıkıntı nedir ve nasıl başladı? Uzan Grubu’nun, Motorola’yı dolandırdığı şeklinde iddialar ortaya atıldı. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Motorola batmak üzere olan bir şirkettir. Şirketi bizim mallarımızla kurtarmaya çalışıyorlar. Uzan Ailesi’nin, Motorola’yı dolandırdığı iddiaları tamamen yalandır. Bu Motorola’nın, Türkiye’deki işbirlikçileri ile yaptığı propagandadır. Uzan Aielesi’nin hiçbir ferdi Motorola’dan bir lira almadı.

Bazen iş hayatında karşılıklı tavizler veriliyor. Bizim de Motorola ile ilişkilerimiz çok önceye dayanıyor. Motorola’ya 1.8 milyar dolar kadar borç var. Bunun 1.2 milyar doları malzeme 500-600 milyon doları da nakit… O zamanlar iyi ilişkilerimiz var. Şirket ABD’de zor durumda… Bilanço açık veriyor… “Size 200 milyon dolar kredi açalım dediler. “Tamam” dedik. Bu kredi ile yan şirketlerinden malzeme satışı gösterdiler. Yani bilançolarını düzeltmek için, bizi kullandılar. Biz de bu tür oyunlarına, ilişkilerimiz iyi olduğu için izin verdik. 2002 yılıydı sanırım, Motorola’dan hatır olsun diye 200 milyon dolara aldığımız telefonları, Pakistan’a 30 milyon dolara zor sattık. Yani burada kimse kimseyi dolandırmadı. Biz zor duruma düşünce, eski hesapları karıştırıp bizim mallarımıza el koymak istediler. Bizim mallarımıza el konulduğu için de, biz kendimizi savunamadık. Derdimizi de anlatamadık…

Hisseleri vermedik tutuklama kararı çıktı
ABD mahkemeleri Uzan Grubu hakkında tedbir ve tutuklama kararı verdi. Bu kararlar nasıl çıktı öyleyse?

Tedbir kararı: Motorola’nın talebi üzerine ABD mahkemelerinde dava açıldı. İki taraf da avukatlar tuttu ve davalara girilmeye başlandı. Motorola jürili dava istedi. 2002 yılıydı… Ben siyasetle ilgileniyordum. Hakan da davaları ve işleri takip ediyor. Mahkeme ilk önce, Melahat ve Aşyegül Uzan’ı dinlemeye karar verdi. Biz de kardeşimi bazı nedenlerden dolayı gönderemedik. Hâkim, “Onlar gelmezse Cem Uzan’ı dinlemem” dedi. İfademi de kabul etmedi, delillerimizi de. Ve 9 milyar dolarlık tedbir kararı verdi. Ardından da operasyonlar başladı, biz avukatların taksitlerini bile gönderemedik. Bir defasında 8 milyon dolarlık avukat parası vardı. Savcı “Bu kadar yüksek avukatlık ücreti mi olur” diyerek, izin vermek istemedi.”

Tutuklama kararı: Tutuklama kararı da, Telsim hisselerinden dolayı verildi. Yine Motorola ile ilgili davada mahkeme, derhal “Telsim hisselerini getireceksin” dedi. Hisseleri götürürsek, çoğunluğu da kaybedeceğiz şirketi de… Hisseleri götürmedik… Türkiye’de mahkemeye gittik. Mahkeme “Lisanslarda yüzde 51 Türk’ün kontrolünde olması gerekir. Yoksa lisansı kaybedersin” diye karar verdi. Ancak işe yaramadı. Yine de, mahkeme hisseleri getirmediğimiz için hakkımızda tutuklama kararı verdi.”

Koç ve Sabancı “Telsim” lisansını tutmaz diye geri çevirdi
Telsim Türkiye’nin ikinci büyük GSM operatörüydü. GSM işine nasıl girdiniz?

1993 senesinde cep telefonu ihalesi yapılıyor. Siemens Alcatel ile birlikte giriyor birinci çıkıyor. Motorola ikinci, Ericson üçüncü… Daha sonra ne olduysa oluyor Ericson ikinci ilan ediliyor. İhaleler kazananlara veriliyor. 500 milyon dolar lisans bedeli var. Kanunlara göre lisans verilemiyor, gelir paylaşımı üzerinden anlaşma yapılacak. İhaleler imzalanıyor. Siemens yerli ortak arıyor. Biz, Star TV’de Alcatel’den radyo link satın alıyoruz. Alcatel Koç’a, Sabancı’ya gidiyor hiç kimse anlaşmaya yanaşmıyor. Projeksiyonlara göre Türkiye’de sadece 36 bin ile 60 bin arasında cep telefonu potansiyeli çıkıyor. Birisinin aklına geliyor. Bir de Cem Uzan’a gidin diyorlar. Bende kardeşime pasladım işi. Kafadan girdik. Yüzde 19 hisse verdiler. Tarih 1993 Aralığı idi. 94 Nisanı’nda da şebekeler devreye girecek. Bir ay geçti 94 krizi patladı. Tansu Çiller Başbakan’dı ekonomi paramparça oldu. Herkes kaçtı Türkiye’den. Almanlar ve Fransızlar “Biz de satıp çıkmak istiyoruz” dediler, “Alır mısın?” dediler. Türkiye’ye inancın ağır bedeli oldu ve alırız dedik. Sermayesi üzerinden bire bir aldık. 94 Haziran’ında Telsim devreye girdi. Turkcel 30 gün önce devreye girmişti.

‘Motorolacılar gelip benimle görüşüyor’
Telsim’i tamamen devralınca Motorola ile ekipman için görüşmelere başladık. Onlar da, kabul etti. Motorola zaten bitmiş ve batmış bir şirket. Onlar da kârlı bir kapı buluyorlar, “Uzan’dan ne kopartsak kârdır” gözüyle bakıyorlar. Buraya gelip hâlâ benimle görüşüyorlar. Hepsi de bir hokkabazlığın içindeler…

Aydın Doğan: Bana iftira atıyor
Cem Uzan’ın Taraf’ta yayımlanan röportajında ismi geçen Aydın Doğan, iddialara cevap verdi. Doğan açıklamasında şunları söyledi:

“Kendisi, gazetenize verdiği mülakatta şahsım ve grubumla ilgili her ikisi de asılsız olan iki iddiada bulunuyor. Bunlardan birincisi, Petrol Ofisi’nin bize peşkeş çekildiğinin ileri sürülmesidir. Bu ipe sapa gelmez bir iftiradır. Bilindiği gibi, Petrol Ofisi bizden önce 1998’de ihaleye çıkartılmış, ancak kazanan firma yükümlülüğünü yerine getiremediğinden ötürü ihale iptal edilmişti. Petrol Ofisi, iki yıl sonra yeniden ihaleye çıkartıldı. İhale 3 Mart 2000 tarihinde olabilecek en şeffaf bir şekilde televizyondan canlı yayımlanarak gerçekleştirildi. İhaleye Koç, Doğuş, Alarko, Nurol, Cıngıllıoğlu ve Çukurova da dahil olmak üzere çok sayıda firma katıldı. Katılımcıların bir bölümünün elenmesi sonucu son turlar Doğuş, Koç ve Doğan grupları arasında zorlu bir çekişmeye sahne olmuş ve ihale açık arttırmanın onuncu turunun sonunda şirketin yüzde 51 hissesi karşılığı 1 milyar 260 milyon dolara grubumuz tarafından kazanılmıştır. İhalenin her aşaması kamuoyunun gözü önünde cereyan etmiştir. Bu gerçeklere rağmen Cem Uzan’ın bu şekilde konuşması ahlaksızca bir iftiradır.

‘Montajlı şantaj kasedi’
İkincisi, hakkındaki yayınları durdurmak için kendisinden 38 milyon dolar para istediğim iddiasıdır. Olayın gerçek yüzü şudur: Uzan ailesinin bütün malvarlığına el konulduktan sonra iş yerlerinde ve kasalarında yasadışı yollardan yaptıkları telefon dinleme ya da gizlice kaydetme sonucu ele edilmiş şantaj kasetleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi de bizimle ilgili kasettir. Bu kaset, Cem Uzan’ın Bodrum’daki konutumda beni ziyareti sırasında cebine koyduğu bir cihazla kayda aldığı görüşmeye aittir. Bu görüşmenin bir tuzak olduğunu kaset ortaya çıkınca anladık. Bu kasetin bulunmasından sonra Şişli Cumhuriyet Savcısı Sayın Mecit Ceylan, beni telekulak mağduru olarak davet edip bilgime başvurdu. Savcı Ceylan ile 8 Ekim 2003 tarihinde görüştüm. Bu görüşmeye ilişkin haberler, 9 Ekim 2003 tarihinde bütün gazetelerde yayımlandı. Bu görüşme sırasında kasetin bazı bölümlerinin basına sızdırılmak için montajlanmış olduğunu öğrendik. Bunun üzerine Sayın savcıdan yasadışı yapılmış olan kaydın tamamının yayımlanması ricasında bulundum ve bunun için o anda dilekçe de verdim. Ayrıca, bu kaset nedeniyle Uzanlar aleyhine hem ceza hem de tazminat davası açtım. Tazminat davsını kazandım, ancak Uzanlar aleyhine Kadıköy İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nde açtığım kamu davası yurtdışında olduklarından tebligat yapılamadığı için zaman aşımına uğradı.”

 T24

12 Mayıs 2014 yayınlandı.

Kemal Unakıtan İmarbank için bana ‘At bir teklik’ dedi !!!

Cem Uzan: İmarbank’ta çifte hesap yoktu. Zaten olmadığı için TMSF kime ne ödediğini açıklamıyor. İmarbank’ın 2 milyar dolar zararı çifte kayıt diyerek 5 milyar dolara çıkarıldı

Dört yıldır Fransa’nın başkenti Paris’te yaşayan işadamı ve eski medya patronu Cem Uzan, sahibi olduğu İmarbank’a TMSF tarafından el konulmasının ardından, dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile bankayı geri almak için toplantı yaptıklarını, Unakıtan’ın toplantıda iki milyar dolarlık zararın yarısı peşin isteyerek, “At bir teklik” dediğini öne sürdü.

Sahibi olduğu İmar Bankası’nda devletten hesap saklamak üzere çifte kayıt sistemi kurduğu ve Çukurova Elektrik ile Kepez Elektrik’te usulsüz işlemler yaptığı saptanan, ardından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından tüm mallarına 2003-2004’te el konulduktan sonra dört yıl önce Fransa’ya sığınan işadamı ve eski medya patronu Cem Uzan, Taraf gazetesi Ankara Temsilcisi Hüseyin Özay’a konuştu.

Bugün 3. bölümü yayımlanan söyleşide Cem Uzan, İmarbank’a TMSF tarafından el konulmasıyla başlayan süreçle ilgili yaptığı açıklamalar şöyle:

İmarbank’ta zararın yüksek tutulduğunu söylediniz. Bu karara nasıl vardınız?

İmarbank’a 2003 yılının Temmuz ayında el konuldu. Aynı yılın, ramazan ayında yani ekim kasım gibi, Cemil Çiçek’in odasında toplantı yaptık. Toplantıda Unakıtan, Cemil Çiçek, Can Ataklı ve ben vardım. İftar sonrası Unakıtan, “2 milyar doları ödemeyi kabul et, bu işi bitirelim” dedi. Kabul ettim, “Tamam, zarar neyse öderiz dedim. O zaman at şuraya bir teklik” dedi. Yani, “1 milyar dolarını peşin öde” dedi. O zaman, “ÇEAŞ ve Kepez’i iade edersiniz” dedim. “O olmaz, onu iade edemeyiz” dedi. “Peki” dedik. Toplantıda, “Biz yukarıya durumu rapor edelim ve sana dönelim” dediler. Ayrıldık…

Zarar üç ayda 3 milyar arttı
Toplantının ardından bir protokol imzalamak için beklemeye başladık. Toplantı 2003’ün Kasım ayında yapıldı. Tam üç ay sonra yani 2004’ün Şubat ayında, tüm şirketlerime el koydular. 14 Şubat’tı. Bütün her şeyime el konuldu. Zarar, üç ayda 2 milyar dolardan 5 milyar dolara çıktı. Sonraki süreçte, defalarca TMSF ile görüştük. Ancak, hep oyalama ile geçti…

Listeyi kafama çarparlardı
İmarbank zararı, 5 milyar dolara nasıl çıktığını TMSF’ye sordunuz mu?

Sorduk. “390 bin mudiye ödedik” diyorlar. Biz de, mudilerin listesini istedik. Ödeme yapılırken, nüfus cüzdanı bilgileri ve adres bilgileri de alınır. Biz de o listeyi istedik. Bizdeki listelerle karşılaştırmayı düşündük. “Bu idari bir karardır diyerek” listeleri vermediler… Mahkemeye gittik, mahkeme de talebimizi reddetti. Bankadaki boş hesap cüzdanlarının kullanılarak bazılarına da ödeme yapıldığını öğrendik. Listeler verilmediği için bunları da tespit edemedik. 5 milyar dolar ödeme yapacaksın, sonra da listeye bana vermeyeceksin… Benim için de “hırsızdır”, diye bağıracaksın. Dürüst olsa, listeyi kafama çarpardı. Burada en az 3 milyar dolar fazladan ödeme yapıldı.

İmarbank’ta çifte kayıt olduğu için zararın arttığı açıklandı. İmarbank’taki zarar çifte kayıt sistemi nedeniyle artmış olamaz mı?

Çifte kayıt diye bir şey yok. Çifte hesap yok. Zaten olmadığı için TMSF kime ne ödediğini açıklamıyor. İmarbank’ın 2 milyar dolar zararı çifte kayıt diyerek 5 milyar dolara çıkarıldı. Onu da yapan Nebil İlseven’dir. 2 milyar dolar birikmiş zararı çifte kayıt diye şişiren Nebil İlseven’dir. Wikileaks kayıtlarında da Engin Akçakoca bunu itiraf ediyor. Kemal Unakıtan, birikmiş zarar olarak 2 milyar dolar olduğunu bana kendisi söyledi. O dönemde fonun başında Nebil İlseven bulunuyordu. İlseven’in, Aydın Doğan’a yakın olduğunu herkes bilir… Bankaya el konulduktan sonra benim evrakları dokunmam mümkün değil. Bırakın dokunmayı bankanın önünden geçirmediler…”

Cumhurbaşkanı ve Başbakan’dan rica
İmarbank’ta yaşananların Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan’ın acemilik dönemleri olduğunu düşünüyorum. Bürokratlar ikisini de yanlış yönlendirdi. Benim her ikisinden de tek ricam, konunun bağımsız bir birim tarafından incelenmesi. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu olur, Başbakanlık Teftiş Kurulu olur… İmarbank olayı ve TMSF’nin işlemleri tek tek incelensin… İnceleme sonunda ne çıkarsa kabulümüzdür.”

Suitte kalan bürokratlar
Böyle bir inceleme açılması halinde bende elimdeki bilgi ve belgelere müfettişlere sunacağım. Bir zamanlar “Rüşvetin belgesi mi olur?”, deniliyordu. Şimdi ben de diyorum ki, hırsızlığın da rüşvetin de belgesi var… Benim şirketimin paraları ile 5 bin dolarlık süitlerde kalındı. Limuzinler kiralandı. Şirketimin parası ile hovardalık yapan bürokratlar oldu. Hovardalıkların parası Uzan ailesinin malından ödendi… Bunları yapan bürokratlara sesleniyorum: Hesap verin…

Sabah’ı kim alırsa elinde patlasın’ dediler
TMSF, Star ile ATV grubunu satışa çıkardı. Her ikisinde de farklı oyun oynandı. Her iki grup da, el konulduğu dönemlerde üç aşağı beş yukarı aynı değerdeydi. Değer bakımından en fazla yüzde 25 oynar aralarında. Star TV’yi 300 milyon dolara Aydın Doğan’a sattılar. Değerinin çok altında gitti. Star Gazetesi de neredeyse kapatılıyordu. Sabah Grubu’nun değerini ise 1.1 milyar dolara çıkararak çok yüksek tuttular. Kim alırsa elinde patlasın, dediler. Amaçları, yeni bir güçlü medya grubu oluşmamasıdır…

Tuvaletteki kamera güvenlik için!
Pamukova çiftliğindeki kameralar da kamuoyunda uzun süre tartışma konusu olmuştu. Bu kameralarla ilgili cevabınız nedir?

Hepsi de güvenlik amaçlı kameralardır. Güvenlik amaçlı kurulan kameraları, misafirlerini çekmek için kurmuş, diye açıkladılar. Amaçları beni zor durumda bırakmak… İtibarımı zedelemek. Birçok arkadaşım sen bizi mi çektin diye, sitemde bulundu. Bunların hepsi insanlık dışı iftiralardır…

Hakan silahları severdi
İmarbank operasyonunda çok sayıda silah ele geçirildi. Bu silahları niye aldınız?

Hakan’ın ruhsatlı silahlarıdır. Silah merakı olan insandır. 100 tane silahı vardır. Hiçbirisi kullanılmamıştır. Hepsi de ruhsatlıdır. Zaten silahlarla ilgili de bir şey yapamadılar…

İşadamlarına şantaj yaptığınız iddialarına yönelik değerlendirmeniz nedir?

Kime şantaj yapmışım ben. Ben iş hayatımda kurallarını sonuna kadar uygularım. Hakkımın bir noktasından vazgeçmedim. Kimsenin hakkına da bir milimlik tecavüz etmedim. Şu anda benim kolum kanadım kırılmış. Çıkıp şimdi konuşabilirler. Birisi çıksın desin ki, Cem Uzan bana şantaj yaptı tehdit etti… Ben inatçı bir insanım. Aynı zamanda çok da yumuşağım. Hakkımın kimsenin yemesine müsaade etmem. Birisi dayılanırsa da günahımı vermem.

T24

12 Mayıs 2014 yayınlandı.

Cem Uzan’dan Fatih Altaylı’ya Ekim 2013

“FATİH ALTAYLI’YA cc: Kenan Tekdağ

Bugün ki yazında yine, herhalde suçluluk kompleksi içinde , hakkımda yalanlarını sıralamışsın.

Evvela , tabii yüreğin yetiyorsa, cevaplarımı sütununda yayınla, sonra canlı yayını yapalım.

Yazdıklarına cevabım:

- Ne ben, ne ailem yurtdışına para kaçırmadı. Devletin, başta MASAK olmak üzere, bütün organları bütün hesapları didik didik ettiler. Hiçbir şey bulamadılar. ” para kaçırma” ithamının tek bir belgesi var mı? Yok. Çünkü kaçırılmış para yok.

- Ben ” kaçak” değilim. Fransa’da resmen oturuyorum.

-Benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez. Senin “özel” hayatının kimseyi ilgilendirmediği gibi. Ama benim özel hayatımı özellikle merak edip özellikle manşet yapanlar var. Beni özellikle takip ettirip gece kulübünde kız arkadaşımla dans ederken video ya çektirip Televizyonda ve gazetede yayınlıyan sen değil miydin??

Paris’te Derin Mermerci hanımefendi ile benim fotograflarımı çektirtip yayınlatan sen değil miydin? Ben özel hayatımda hep güzel hanımlarla beraber oldum. Senin bu kadar kıskandığını bilmiyordum. Kıskanmaya devam et.

- Ben röportaj vermek için kimseyi çağırmadım. Buna ihtiyacım yok. Röportaj için çok talep geliyor.

-İmar Bankası ile benim bir alakam yok. Bana yeni gelen bilgi ve belgeler bankada ” mudi açığı” değil, bilakis boş cüzdanlar doldurularak yapılmış ve benim üzerime yıkılmaya çalışılan çok büyük bir hırsızlık olduğunu gösteriyor. TMSF on yıldır hesap veremediği gibi güya ödeme yaptığı ” güya mudilerin” dökümünü veremiyor.

-İmar bankası ile benim bir alakam yoktu ama banka Hazinenin denetiminde idi .Hazine denetiminde ki bir banka nasıl ” sahte hazine bonosu” satar? En önemlisi TMSF nin hırsızlıkla icat ettiği ” güya mevduat farkı açığı” Türkiye’nin o günkü mevduatının nerdeyse yüzde onbeşi !!! Bu oranda bir mevduat “buhar” olmuş olsa Merkez Bankası, Hazine, maliye böyle bir açığın nasıl farkına varmazlar? Türkiye’nin maliyesini, hazinesini, para politikasını nasıl yönetirler?

-Çeaş- Kepez’den çıkan veya kaçırılan bir para da yok. Evraklar on senedir devletin elinde. Kim , ne kaçırmış?

- ” Kaçırılmış Vergi” de yok. TMSF ” güya mevduat açığını” icat ettikten sonra icat edilmiş, şişirilmiş bu rakkamlar üzerinden vergi icat edildi. TMSF nin atadığı yeni yöneticilerde bu vergilere itiraz etmediler. Makul ve ahlaklı her yöneticinin yapması gerektiği gibi itiraz etselerdi, mahkemeye kayıtların gelmesi icab ederdi ve hakikat ortaya çıkardı.

- Bizim dönemimizde Telsim’den yapılmış “kayıtdışı” kontör satışı yok. ” Kayıtdışı kontör satışı” TMSF, Telsim’e el koyduktan sonra yapıldı. Milyarlar çalındı.

- Evet, ben iyi bir Galatasaraylıyım. UEFA ve Süper kupa kazanılırken en büyük sponsor bendim.

Bütün bu konuların açıklığa kavuşması için Sayın Cumhurbaşkanından Devlet Denetleme Kurulunu, Sayın Başbakandan Başbakanlık Teftiş Kurulunu görevlendirmelerini taleb ettim. Hakikatler ortaya çıksın.

Ben her konuyu konuşmaya ve cevaplandırmaya hazırım.

Sende benim sorularıma hazır ol: Motorola ve Kroll’la ilişkilerini, seni nasıl kullandıklarını, Doğan Holding te “Uzanları batırmak için yapılan” toplantıları, kendi yazında itiraf ettiğin gibi ” Çeaş ve Kepez’e el konulması için Başbakanı nasıl ikna ettiğini”, patronlarının çeşitli bakanlarla ilişkilerini, ve herşeyi konuşalım.

Evvela iddia ettiğin gibi ” mangal gibi yüreğin ” varsa cevap hakkımı kullandırmak üzere yukarıdaki cevaplarımı ve sorularımı sütununda eksiksiz yayınla, sonra programı yapalım.

Cem Uzan”

ODATV

19 Ekim 2013 yayınlandı.

Cem Uzan’dan Bakan Yıldız’a cevap , Ertürk’ü de Paris’te bekliyorum

Taraf’ın, dört yıldır Paris’te yaşayan ünlü medya patronu ve Genç Parti eski Genel Başkanı Cem Uzan ile yaptığı röportajın yankıları sürüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Uzan’ın ÇEAŞ ve Kepez’e el konulmasına yönelik açıklamalarına itiraz ederek, Cem Uzan ile değil baba Kemal Uzan ile görüştüğünü açıkladı. Cem Uzan’ın, Taner Yıldız’ın açıklamalarına verdiği cevaplar şöyle:

KOMPLODA YILDIZ DA VAR

ÇEAŞ ve Kepez elektriğe el konulmasının mimarlarından birisinin Yıldız olduğunu savunan Uzan, Taner Yıldız’ın Uzan Grubu’na komplo kuran ekibin içinde yer aldığını öne sürdü.


LİBANANCO DOSYASINDA 2008 YILINDA YAPILAN GÖRÜŞME:

“2008 yılında Taner Yıldız ile yapılan görüşmenin tüm detayları ve belgeleri Libananco dosyasında vardır. Yıldız, Hilmi Güler’in Enerji Bakanlığı döneminde ‘gölge enerji bakanı” idi. Görüşmeleri de bu rolle gerçekleştiriyordu.”

BABA KEMAL UZAN İLE YAPILAN GÖRÜŞME:

“Bu görüşmenin detaylarını bilmiyorum. Taner Yıldız, milletvekili olmadan önce Kayseri Elektrik’in Genel Müdürlüğü görevini yürütüyordu. Kayseri Elektrik’in de durumu ÇEAŞ ve Kepez ile aynı idi. Yani ÇEAŞ ve Kepez’in imtiyazları kaldırılacaksa Kayseri Elektrik’in de kaldırılması gerekiyordu. Ancak Kayseri Elektrik’i Taner Yıldız korudu.”

HARAM PARAYI KİM YİYOR:

“2003’de ÇEAŞ ve Kepez’e el koydukları tarihte kurulan komplonun içinde Taner Yıldız da var. Milyarlarca dolarlık mala bedelini ödemeden el koydular. 10 senedir de bedelsiz olarak el koydukları bu tesislerden milyarlarca dolarlık ‘haram’ para kazandılar. Üstüne üstlük el koyma sebebi olarak ileri sürdükleri ‘iletim tesislerinin devlete devredilmemesi’ konusunu son çıkardıkları enerji kanunu ile değiştirdiler ve özelleştirdiler.”

YENİ DAVA TEBLİĞ EDİLDİ:

“Yeni açılacak davanın “ihbar mektubu” Sayın Cumhurbaşkanı’na, Sayın Başbakan’a ve Taner Yıldız’a yollandı. Yazıların ellerine geçtiğine dair ihbarnameler elimde.”

BEN İNGİLİZ VATANDAŞI DEĞİLİM:

“Ben İngiliz vatandaşı değilim. Taraf gazetesinde yayınlanan röportajı verirken ‘ÇEAŞ ve Kepez’e el konulduğu tarihte İngiltere’de ‘süresiz oturma ve çalışma iznim’ olduğunu” söyledim.”

HARAMİLERİN KİM OLDUĞU ORTAYA ÇIKACAK:

“Ben Fransız Devletinin koruması altında Paris’te oturuyorum. Yaz tatilimi de ailemle birlikte nerede istersem orada geçiririm. Ne kazandığımız, ne de harcadığımız paralarda bir kuruş haram yok. Ben yapılan bütün yolsuzlukları ve komployu belgeleriyle birlikte Sayın Cumhurbaşkanı’na ve Sayın Başbakan’a ilettim. Kendilerinden, yapılan komployu ortaya çıkarmaları için Devlet Denetleme Kurulu’nu ve Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu görevlendirmelerini talep ettim. Ayrıca Savcılığa da suç duyurusunda bulundum. Bu araştırmalar ‘haramiler’in kim olduğunu ortaya çıkaracaktır.”

Ertürk’ü Paris’te bekliyorum

UZAN, TMSF eski Başkanı Ahmet Ertürk’ün, açıklamalarına da yazılı olarak yanıt verdi. Cem Uzan’ın ve Uzan Ailesi’nin TMSF’ye tek bir kuruş borcu kalmadığını ifade eden Uzan, bankada 10 kat kayıtdışı mevduat olduğuna ilişkin iddiaların da gerçeği yansıtmadığını söyledi. Uzan, “Banka Hazine’nin denetimindeydi. Bankada her şeyin normal olduğuna ilişkin birçok murakıp raporu var. Hatırladığım kadarıyla kriz dönemde her bankaya yapılan klasik uyarılar bize de yapıldı. Onun dışında çifte kayıtla ilgili bir uyarı yoktur” dedi.

TMSF Başkanı Ertürk’ün iddia ettiği gibi 10 kat mevduatın gizlenmesinin mümkün olmadığını ifade eden Uzan, böyle bir açıklamanın BDDK, Hazine bürokratlarını da zan altında bıraktığını söyledi. Uzan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi ben dönemin bütün BBDK sorumlularına, Merkez Bankası sorumlularına, Hazine sorumlularına ve ilgili Bakanlara soruyorum: Ertürk’ün iddia ettiği gibi 10 misli kayıt açığı (yani 7-8 milyar dolar) açık olsaydı bu miktar o gün tedavülde olan paranın yani Türkiye’nin toplam mevduatının yüzde 10’undan fazlasına tekabül ederdi. Bu kadar açık olsaydı sizler Turkiye’nin Hazinesi’ni, Maliyesi’ni ve para politikalarını nasıl yönetebildiniz? Türkiye’deki mevduatın 10 da biri kayıpken Türkiye’yi nasıl idare edebildiniz.”

Uzan, Ertürk’ün Paris’e gidip hesap soracağına yönelik açıklamasını da değerlendi. Uzan, “Ahmet Ertürk ün Paris’e gidip hesap soracağım ifadesini de okudum, beklerim” dedi.

huseyin.ozay@yahoo.com.tr

TARAF

19 Ekim 2013 yayınlandı.